Bir antropolog neden Bosna futbol kültürüne ilgi duyar? Cevabı burada.

For English: Click here


Saraybosna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Saraybosna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2024 Perşembe

Hersek’in Göztepesi: FK VELEŽ MOSTAR

Stadyum: Grbavica / Saraybosna

Tarih: 10 Kasım 2024 / Pazar – 13:00

Maç: FK Željezničar Sarajevo – Velež Mostar

(Željezničar: Jelyezniçar, Velež: Velej diye okunur)

Mostar ve Mostar’ın efsane takımı Velež’in benim için ayrı bir yeri olmuştur.

Eskiye 17 sene öncesine gidelim. Tarih 14 Şubat 2007: Bir sene sürecek etnografik araştırmam için Bosna’ya gelirken 13 ya da 15 değil de 14 Şubat’ı tercih etmemin nedeni o günün Çarşamba olması ve Bosna Havayolları’nın o yıllarda haftanın birgünü; Çarşamba günü Saraybosna uçuşunu Mostar üzerinden yapmasıydı. Sırf Mostar’ı ve Partizan direnişinin kalesi olan Prenj Dağları’nı havadan görmek için yolculuğumu birazcık uzatmayı tercih etmiştim.

Mostar'ın havadan görünüşü (Fotoğraf: 14 Şubat 2007)

Mostar Köprüsü bir çok Türk’ün imgeleminde Bosna ile özdeşleşmiş bir yapıdır. Hatta bundan dolayı bir çok Türk Mostar Köprüsü’nü Saraybosna’da zanneder ve bu blogun yazarını zıvanadan çıkarır.

14 Şubat’ta Saraybosna’ya indiğimde ertesi gün Saraybosna’daki Velež  taraftarlarının bir parti düzenleyeceğini öğrendim. Bir yıl önce Saraybosna’daki keşif sahamı saymazsak 2007 yılındaki bir yıllık etnografik çalışmama Saraybosna’daki Velež  taraftarlarının partisinde başladığımı söylemeliyim. Üstelik Saraybosna’daki en iyi dostlarım Adnan ve Denis’le de o partide tanıştık.

Soldan sağa: Arnes, Denis, ben ve Adnan, 15 Şubat 2007, Saraybosna

Bir yıllık saha araştırmam için gittiğim Saraybosna'da tanıştığım ilk taraftarlar

O zaman Velež’in Bosna futbol kültüründeki özel yerini öğrenmiş oldum.

Velež’in Bosna, hatta Yugoslav futbolundaki özel yeri daha çok Mostar’ın karakteriyle örtüşüyor. 

Neretva’nın inci gerdanlığı: Mostar Köprüsü

Sadece 105 bin nüfusa sahip olan Mostar Bosna’nın değil, Yugoslavya’nın, hatta Balkanlar’ın en özgün ve hatta en güzel kentlerinden biri. “Most” Boşnakça köprü anlamına geliyor “Mostar” ise “köprü koruyucusu” demek ve buradan da Mostar’ın kuruluş hikayesini çıkarabilirsiniz.

Zümrüt yeşili Neretva’nın üzerindeki bu önemli geçiş yerine Osmanlı döneminde bir ahşap köprü yapılıyor ve köprü başına görevlendirilen nöbetçilerin yerleşimiyle Mostar’ın tarihi başlıyor. 1566’da ise Mimar Sinan’ın öğrencilerinden olan ve aynı zamanda İstanbul’daki Bayezid Camii’nin de mimarı Mimar Hayreddin tarafından taş köprü inşa ediliyor. 

Mostar Köprüsü, 11 Mart 2007

Mostar Köprüsü dünyanın en güzel köprülerinden biri olarak kabul edilir. Daha doğrusu edilirdi…

9 Kasım 1993 tarihinde HVO (Hrvatsko vijeće obrane: Hırvat Savunma Konseyi) topçu ateşi tarafından dünyanın gözü önünde yıkıldı bu güzelim köprü.  İkinci Dünya Savaşında yüzbinlerce insanı katleden Ustaşa’nın bile aklına gelmeyecek bir barbarlık!

Aşağıda o barbarlığın videosu yer alıyor:

Mostar Köprüsü sadece mimari bir şaheser değildi. Müslüman, Katolik, Ortodoks, Musevi ve hatta Ateistlere de kucağını açmış Mostar’da farklı etnik ve dini kökenden gelen insanları simgesel olarak birleştiren bir köprüydü ve Ustaşa’nın, faşist HVO’nun bu köprüye duyduğu nefretin nedeni de buydu!

Mostarlı Edisa Palikuça o günü şöyle anlatıyor:

“1993 Kasım’ında, Hırvatlar toplarını köprümüze çevirdiler, sonuncu köprüydü bu, ötekiler çoktan yok edilmişti. Ateş ettiler. Köprü yıkıldı. Kent, ister istemez ikiye ayrıldı. Ve Mostar ruhu nehrin sularında boğuldu.” (Palikuča, Edisa (1994) Mostar’ı Unutma, Varlık Yayınları, İstanbul)

Her ne kadar Bosna Savaşı’nda dikkatler 1425 gün süren ve 10600 kişinin katledildiği Saraybosna kuşatması ve 8372 kişinin öldürüldüğü Srebrenitsa Soykırımı’na çevrilmiş olsa da, savaşın trajedisinin iliklerine kadar yaşandığı Mostar da unutulmamalıdır.

“Mostar is still divided like Berlin”

“Mostar hala Berlin gibi bölünmüş durumda”

Bosnalı hip-hop grubu Dubioza Kolektiv’in “Open Wide” parçasında ifadesini bulan bir gerçeklik: Berlin birleşti ama Mostar hala bölünmüş durumda. (Şarkıyı aşağıdan dinleyebilirsiniz.)

Savaş sırasında Doğu ve Batı Mostar olarak bölünen kentin ortasında hala görünmez bir duvar var. Neretva ve Mostar Köprüsü Doğu Mostar’dadır. Kentin tarihi ve kültürel dokusu Doğu’da, ekonomik gelişimi ve refahı ise Batı’da kalmıştır.

Mostar Köprüsü 2004 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklendi ve bir yıl sonra da yeniden inşa edildi. Fakat kentteki ayrım ortadan kalkacak gibi değil.

Bu ayırımın en açık şekilde görüldüğü alanlardan biri de futbol.

Tam ismi HŠK Zrinjski Mostar (Hrvatski športski klub Zrinjski Mostar – Zrinjski Hırvat Spor Kulübü Mostar) olan takım Bosna’nın en eski kulüplerinden biri. 1905’te kurulmuş. Faşist Ustaşa rejimiyle işbirliğinden dolayı sosyalist Yugoslavya döneminde 1945-1992 yılları arasında kapalı kalmış.

Yugoslavya döneminde ise kentin, hatta bütün Hersek bölgesinin temsilciliğini Velež Mostar üstlenmiş.

Hem işçilerin hem de Tanrı Volos’un takımı: Velež Mostar

Velež Mostar efsanesi 26 Haziran 1922 yılında Mostarlı işçilerin RŠD Mostar’ı (Radničko športsko društvo: İşçilerin Spor Birliği) kurmasıyla başlıyor. Kulübün sol kimliği o tarihten kalma. Eski Yugoslavya’da futbol takımlarının armasında “kızıl yıldız” olması olağandır. Fakat Velež’in armasındaki “kızıl yıldız” Yugoslavya kurulmadan neredeyse çeyrek yüzyıl önce var.

1981 yılında kurulan taraftar grubun ismi de zaten “Red Army”

Takımın ismi ise Mostar’ın doğusunda uzanan ve Slav tanrısı Volos’a adanan dağdan geliyor.

Nazi işgali döneminde 77 Velež üyesi Partizan direnişinde hayatını kaybediyor ve savaştan sonra Velež efsanesi daha da güçlü bir yeniden doğuş yaşıyor. 1980-81 ve 85-86 yıllarında iki kere Yugoslavya Kupası’nı kaldıran, 1972/73 sezonunda Kızılyıldız, 1973/74 sezonunda Hajduk Split ve 1986/87’de Partizan’ın ardında lig ikincisi olup UEFA kupasına katılan Velež, 1974/75 sezonunda UEFA Kupası’nda önce Spartak Moskova’yı, sonra Rapid Wien’i, sonra Derby County’yi eledikten sonra çeyrek finalde Twente’nin 89. dakikada attığı golle eleniyor.

Yugoslavya’nın parlak takımı savaşla birlikte geriliyor ve savaş sonrası Bosna’da bir türlü o yılları yeniden bulamıyor. Hatta zayıf Bosna Premier Ligi’nde iki kere küme düşüyor.

Fakat iki yıl önce 100. yılını kutlayan Velež taraftarları için Velež bir futbol kulübünden daha öte bir anlam taşıyor.

Denis'le 26 Haziran 2022'de Mostar'da 100. yıl kutlaması yapıyoruz.

2021/22 Bosna Kupası

Bijeli Brijeg: Çalınan Stadyum

Savaş sırasında HVO Batı Mostar’ı ele geçiriyor ve Yugoslavya döneminde yasaklı kulüp Zrinjski de fırsattan istifade edip yeniden kuruluyor. HVO yeniden kurulan bu takıma Velež Mostar’ın efsanelerini yazdığı Bijeli Brijeg stadyumunu hediye ediyor.

Zrinjski de bu şekilde kirli tarihine bir sayfa daha ekleyip, Mostar’ın efsane takımı Velež Mostar’ın efsane stadyumu Bijeli Brijeg’e çökmüş oluyor.

2007/2008 yılları arasındaki saha araştırmam esnasında iki kere Mostar’da maça gittim ama ne yazık ki Velež maçına denk gelmedi, Mostar’ın diğer takımı Zrinjski maçlarına geldim ve Bijeli Brijeg’de iki maç izleme fırsatım oldu. Özgün bir stadyumdur. Sırtını aynı adı taşıyan dağa yaslayıp, karşıda Mostar’ı ve arkasındaki Velež Dağı’nı seyredebilirsiniz. 

Bijeli Brijeg'den Mostar ve Velez Dağı manzarası, 11 Mart 2007

Velež’in zamanında 15000 kişiye bile oynadığı şu an 7000 kişilik kapasitesi olan bu stadyumu Zrinjski bir kere bile tam doldurabilmiş değildir.  

Çaldıkları stadyumu dolduramayan bir avuç Zrinjski taraftarı. (Fotoğraf 2007 yılında: 17 yılda taraftar sayıları arttı ama yine de Velež tarftarına ulaşmaları mümkün değil)

Velež ise maçlarını 1999 yılında Mostar’ın merkezine 5-6 kilometre uzaklıkta Vrapčićide inşa edilen 7000 kişilik Rođeni (Roceni) Stadyumunda oynuyor. 

Vrapčićideki Rođeni Stadyumu (FK Velez Mostar websitesi)

Doğu – Batı / Zrinjski - Velež

Böylesi bir hikayenin ardında iki takım arasındaki rekabetin de oldukça ateşli olduğunu söylemeye bile gerek yoktur sanırım.

Rakibi Velež Mostar’ın stadyumunu çalan Zrinjski’nin bir diğer özelliği de takımda çoğunlukla Katoliklerin oynaması. Genellikle dini bağnazlıkla hırsızlık bir arada paket halde gelir zaten.

Velež ise her ne kadar Boşnak ağırlıklı bir taraftar kitlesine sahip olsa da kendisini tek bir milliyetle tanımlamaktan kaçınan bir taraftar grubuna sahiptir. Velež taraftarlarının sadakati Mostar’a ve Mostar’ın biricik efsane takımınadır.

Kentin ortadan ikiye ayrılmış olması sadece Velež-Zrinjski çekişmesiyle sınırlı değil.

Hiç alakasız bir futbol maçında da Mostar’da ortalık cehenneme dönebilir.

Mesela 2006 yılında Dünya Futbol Şampiyonası’nda oynanan Brezilya-Hırvatistan ve 2008’deki Avrupa Futbol Şampiyonası’nda oynanan Türkiye-Hırvatistan maçları sonrasında Mostar’da ortalık savaş alanına dönmüştü. 

O tarihlerde bloga yazdığım haber için burayı tıklayın.

Küçük kent – Başkent çekişmesi

Mostar’daki tek futbol rekabeti Velež ve Zrinjski arasında değil. Velež’in bir de Saraybosna takımlarıyla çekişmesi var. Bu tarz bir çekişmeye zaten bütün ülkelerde rastlanır. Mostar’la Saraybosna arasında tarihi bir çekişme de zaten var.  Adriyatik’in en önemli ticaret merkezlerinden Dubrovnik’e çok yakın olan ve Batı Balkanlar’la Dubrovnik limanı arasındaki ticari yolların geçtiği Mostar ile bölgenin idari ve siyasi gücünü her zaman elinde tutmuş olan Saraybosna arasında, izleri günümüzde dahi hissedilen bir rekabet vardır.

Bu biraz tatlı bir rekabettir ama. Düşmanlığa varan bir fanatizme nadiren rastlanır.

Zeljeznicar – Velež

Benim gözlemleyebildiğim kadarıyla Velež – Zeljeznicar maçlarında bu rekabet daha bile yumuşak geçer.

Geçen hafta sonu Grbavica’da oynanan maç da biraz böyle bir atmosferde geçti. Aslında her iki takım için de önemli bir maçtı ama skor ne olursa olsun her iki takımın da klasmandaki yeri değişmeyecekti. Zeljeznicar yenerse, ki yendi, yine dördüncü olacaktı ama ilk üçle puan farkını açmamış olacaktı ve dolayısıyla UEFA Konferans Ligi şansını kaybetmeyecekti. Velež ise kazansaydı düşme potasından biraz daha uzak duracaktı.

Maça girmek zor olmadı. Daha önce haberleştiğim birkaç taraftar sayesinde Velež tribününden maçı izleyebildim. Yaklaşık 200 Velež taraftarı kendisine ayrılan bölümün hemen hemen tamamını doldurmuştu ve maç boyunca da susmadılar. Özellikle golleri yedikten sonra inadına daha yüksek sesli tezahürat yapmaları takdire şayandı.

Grbavica'daki Velež taraftarları, 10 Kasım 2024

Bir ara Mostar Köprüsünün yıkılmasının 31. Yılı sebebiyle Velež taraftarları Kemal Monteno’nun Mostar Köprüsü’nün yıkılmasıyla özdeşleşen “Stari” şarkısını söyledi:

"Ja pogođen nisam, ni umro, ni pao,

Samo sam morao skočiti dole..."

“Vuruldum ve ne öldüm ne de düştüm,

Sadece aşağı atlamak zorunda kaldım”

Şarkının tamamı için aşağıdaki videoya tıklayabilirsiniz.

Maçın ilk dakikalarında Zeljo baskılıydı ama 10. Dakikadan sonra Velež önce dengeyi kurdu ve daha saldırgan, daha atak oynamaya başladı. Fakat Zeljo’ya gol atmak zor. Ligin en az gol yiyen ikinci takımı. Velež baskıyı arttırdıkça ve gol atamadıkça enerjisini tüketeceğini, kondisyonunun ikinci yarıyı çıkartamayacağını ve Velež’in bu maçtan farklı mağlubiyetle ayrılabileceği ihtimalini düşündüm. Nitekim başkentin diğer takımından Saraybosna’da 4 gol yemiş bir takım…

Tam da bunları düşünürken 33. dakikada çok gereksiz bir faulden sonraki serbest vuruşun ardından Zeljo’nun ilk golü geldi ama VAR’la ofsayt gerekçesiyle iptal edildi.

Gol iptal olunca Velež oyuncuları biraz daha şevke geldi ama çok net birkaç pozisyonu harcadılar. İkinci yarıda 63. dakikada bir dönem Standard Liege ve Hapoel Tel Aviv’de oynayan Karadağlı Aleksandar Boljevic’in ayağından bir gol kazandı Zeljo. Tahmin ettiğimiz gibi Velež oyundan düştü ve 84. dakikada Zeljeznicar’ın kazandığı penaltıyı kaleci Süleyman Krpiç gole çevirdi. Maç bu şekilde biter diye beklerken Velež Brezilyalı oyuncusu Elzio Lohan Alves Lucio ayağından 90+2’de bir gol kazanarak mağlubiyeti “onurlu bir mağlubiyet”e dönüştürmüş oldu.

Maç özeti için:

Bu da Mostarlıların gözünden maçın özeti:

Eski bir tanıdık: İrfan Buz

Velež’in bu sezon benim için ayrı bir önemi var. 2014/15 sezonunda bir dönem Gençlerbirliği’ni de çalıştıran İrfan Buz şu an Velež Mostar’ın menejeri. Boşnak asıllı olduğu için Bosna medyasına demeçlerini Boşnakça veriyor. Maçtan sonra da beni kırmayarak Gençlerbirliği kaşkolüyle fotoğraf çektirme inceliğini gösterdi.


GÖZTEPE bu hikayenin neresinde?

Saraybosna’ya 125 km, yaklaşık 2 saat mesafedeki Mostar, tarihi, kültürü ve de Akdeniz iklimiyle yaz aylarında bir sayfiye yeri gibidir. Deniz kenarı değildir ama Saraybosnalıların Adriyatik sahillerine giderken mola verdikleri bir uğrak yeridir. Bosna’nın en sıcak yeridir.

Denize kıyısı olmasa da, tatil yerlerine yakınlığı ve daha da önemlisi Mostarlıların keyfe düşkün hedonizmiyle Mostar bu yönüyle biraz İzmir’i andırır. Mostarlılar da en az İzmirliler kadar rahatlarına düşkündür ve işleri aceleye getirmezler.

İzmir’e benzer bir biçimde, Mostar’da da güçlü ve özgün bir yerel kültür vardır. Hersek kimliği ve Mostar’a aidiyet Mostarlılar için çok önemlidir ve aynı İzmirlilerde olduğu gibi, yerel kimliğin bu kadar güçlü olmasına rağmen “diaspora” kimlikleri pek yoktur.

1922’de kurulan Velež Mostar da 1925’te kurulan Göztepe gibi şanlı bir tarihe sahiptir. Günümüzde büyük başarıları olmasa da her iki takım da bu şanlı tarihiyle ve kendilerini hiçbir zaman yalnız bırakmayan taraftarlarıyla Bosna futbol kültüründe ayrıksı ve takdire şayan bir yere sahiptir.

Göztepelilerin fanatizmini biliriz. Mostarlılar da fanatiklikte Göztepelileri aratmaz. Öyle ki üç sene önce bir maç esnasında hakemi dövmek için sahaya atlamışlıkları, gazlarını alamayıp hakemin otomobilini yakmışlıkları vardır.

"Yeşil sahada dehşet anları! Hakemi diri diri yakıyorlardı" haberi için tıklayın.


Bunları düşününce insan şu soruyu sormadan edemiyor: Her iki sarı-kırmızılı kulüp neden “kardeş takım” olmasın? Zaten halihazırda Mostar ve İzmir iki kardeş şehir. Bu kardeşlik futbola niye taşınmasın?


Aynı renklere sahip bu iki arma birbirlerine yakışmıyor mu?

Göztepeli dostların dikkatini çekmek isterim.








30 Temmuz 2011 Cumartesi

ZELJEZNICAR – MACCABI TEL AVIV (28 Temmuz 2011)

2009 yılı rakamlarına göre Dünya’da toplam 126 milyon blog varmış. (Bkz: Internet 2009 in numbers). Herhalde 2011 yılı ortasında bu rakam 200 milyonu çoktan geçmiştir. Blogların en büyük sorunu da “ölmeleri”. Bir hevesle açılan bloglar, blogları açan kişilerce güncellenmediği için bir müddet sonra “ölüyor”. Ya da bitkisel hayata giriyor diyelim.

Bu blog da 2007 Kasım ayında açıldı. Bir şekilde ortalama olarak ayda bir kere yeni bir şeyler yazarak bloğu güncel tutmaya çalışıyordum ama 2008 yılından bu yana, yani neredeyse üç yılda sadece bir yazı ekleyebilmişim.

Bu bağlamda Bosna Futbol Kültürü “blog ölümü”ne iyi bir örnekti. Fakat son iki-üç aydır hafif hafif beni rahatsız ediyordu bu “blog”un ölümü. Belki inanmyacaksınız ama bir delinin “Bosna Futbolu” hakkında açtığı bu bloğu takip edenler, yeni yazılar görmek isteyenler var. “Hocam, yeni yazı koymayacak mısın?” sorularını uzun süredir “Evet. İşten, güçten vakit bulup bir türlü yeni yazı koyamadım. Boşladım. En yakın zamanda yeni yazı koyacağım” türü yalanlarım beni de rahatsız etmeye başlamıştı. İşin aslı, Google’da “football culture” (futbol kültürü) yazınca ilk beş siteden biri benim bloğun İngilizce versiyonu. Bu durum da bloğun yeniden hayata döndürmek için bayağı yüreklendiriyor insanı. Gerçi şimdi ikinci sayfaya düşmüş ama “Bosnian Football Culture” yazınca rakibim yok. Başka “deli” yok çünkü bu konuya kafayı yoran! Çok şükür “futbol kültürü” diye Türkçe aratınca hala ilk beş siteden biri olarak çıkıyor benim blog.

Şu sıralar belli bir tarihe kadar yetiştirmem gereken çok önemli işlerim yok. Altı sene sonra ilk defa böyle bir dönem yaşamaktayım. Biliyorum, çok uzun sürmeyecek ama yine de keyfini çıkarayım, uzun zamandır vakit ayıramadığım şeylerle ilgileneyim diyorum. Dediğim gibi, en son olarak 2009 Ekim’inde “Bir Daha Mümkünse Bosna’yla Aynı Gruba Düşmeyelim” başlıklı yazıdan bu yana bloğu öksüz bırakmıştım. Aslında arada geçen süre içerisinde bloğu boşlamak için çok iyi bahanelerim var: Askere gittim, doktoramı verdim, yardımcı doçent oldum, evlendim, bir de oğlum oldu! Yeter mi? Bu arada bir buçuk sene boyunca İstanbul’da bir üniversitede ders vermemden dolayı her hafta İstanbul-Saraybosna yolunu gidip gelmemin beni nasıl tükettiğini hiç anlatmayayım. Fakat, boşuna duygu sömürüsü yapmayacağım. Blogda yeni yazıların yer alamamasının tamamıyla başka bir nedeni var: SIKILDIM!

Tez sonrası yaşanılan en önemli travmalardan birisi de tez konusuna yabancılaşmaktır. Açıkçası sadece tez konum olmasından dolayı değil, son dönemde yaşanılanlar futboldan uzaklaşmamı daha da kolaylaştırdı. Gençlerbirliği’nin durumu ortada, Türk futbolundaki rezillikler artık kabından taşmaya başladı, üstelik kötü oynadığım için kaleci olduğum halı saha maçlarında kalecilik performansım bile eskiyi aratmakta. Siz düşünün gerisini!

Geçtiğimiz sezon heveslenip Grbavica’daki Zeljeznicar-Sarajevo derbisine gittim. Maçtan sonra bloğa bir yazı koyma umudum vardı. Fakat bu heves saman alevi gibi çabucak söndü.

Herkes Türkiye’de sıcaktan kavrulurken, bu taraflarda deniz kenarına gidebilmek için havaların düzelmesini beklediğim şu günlerde Bosna’daki bir diğer Alkara olan Erdoğan telefon açtı. Evet Ankara'da Gençlerbirliği taraftarı sayısı az olabilir ama burada tam tamına iki kişiyiz! Çarşamba günü Zeljeznicar-Maccabi Tel Aviv UEFA Avrupa Ligi, Üçüncü Ön Eleme Turu maçı varmış. Maça gitmeye karar verdik. İşte bu maçtan sonra artık bu bloğa bir şeyler koymanın vaktinin geldiğini anladım.

Saraybosna’da yaklaşık bir haftadır kapalı-yağmurlu bir hava var. Maç Zeljeznicar’ın maçlarını oynadığı Grbavica Stadyumu’nda değil, Koşevo’daymış. Muhtemelen Grbavica’nın UEFA kriterlerine uymadığı içindir. Koşevo Stadyumu’nun kapalı tribünü olmaması gün boyunca gözümün bulutlarda olmasına yol açıyor ama ne yağmur yağıyor o saate kadar, ne de maçın oynanacağı saatlerde yağmur yağacağına dair bir emare var bulut hareketlerinde. Hava oldukça güzel ve uzun kollu bir tişört üşütmüyor.

Zeljo hakkında güncel bilgim “sıfır” seviyesinde. Sadece geçen sezonu üçüncü kapattıklarını biliyordum. O kadar! Her zaman “Bana takımları, oyuncuları sormayın. Ben maçı izlemiyorum, maçı izleyenleri izliyorum” diye bir bahane uydururdum ama artık taraftarları da çok iyi tanıdığım söylenemez. Alan araştırmam Şubat 2008’de bitti ve aradan geçen 3,5 sene yeni bir taraftar kuşağının oluşması, eski taraftarların evlenip, iş-güç sahibi olup da tribünden kopması için uygun bir süre.
Nedenini anlamadığım bir biçimde Koşevo Stadyumu’nun Kuzey (Sjever) ve Batı (Zapad) tribünleri taraftarlara açılmamış. Taraftarlar sadece kale arkası Güney (Jug) ve hastane tarafındaki Doğu (İstok) tribünlerinde konuşlanmış. Bir de Batı tribünündeki şeref tribünü açık tabii ki.

TM87 (yani “Manyaklar” – herhangi bir gruba bu isimle hitap etmeyi pek sevmiyorum, o yüzden TM87’nin -yani The Maniacs 1987’nin- kısaltılmışını tercih ediyorum) doğal olarak Güney tribününe yerleşmiş. “Doğal olarak” diyorum, çünkü iki nedenden ötürü: Birincisi; TM87 Grbavica’da da Güney tribünündedir, İkinicis; Koşevo’da Sarajevo maçlarında misafir tribün Güney kısmıdır. Denilebilir ki, Koşevo’daki Güney tribünü Sarajevo’dan daha çok Zeljeznicar taraftarlarına aittir.

Ne yazık ki, bu maçla ilgili elimde fotoğraf yok. Seneler sonra “Bosna Futbol Kültürü” yazısı için maça giderken not defterimi aldım ama kalem unutmuşum, fotoğraf makinemi de aldım ama pilleri unutmuşum. Maçlara (ya da “alan”a) bir değil üç-dört kalemle giden, fotoğraf makinesindeki pillerin dolu olup olmadığını kontrol etmekle yetinmeyip stadyum girişindeki güvenlikçilerle ya da polisle papaz olmayı göze alarak yedek pil almayı hiç bir zaman ihmal etmeyen bir antropolog için olmayacak bir hata! Bir daha ki yazıya, ki umuyorum 2 sene sonra değil, daha yakın bir zamanda, görsel malzeme koyacağıma söz! Bu maçın fotoğrafları için Zeljeznicar’ın resmi web sitesine uğrayabilirisiniz.

Güney tribünün tamamı doluydu. Köşelerde bile boş oturak yoktu. Batı tribününde de tek tük boş yer vardı. Yani maçta aşağı yukarı 17-18.000 seyircinin olduğunu söyleyebilirim. Ankara 19 Mayıs’tan alışkanlık, “maratonun göbeği”ne oturduk. Aile tribünü yani. Oğluyla, eşiyle maça gelen bizim gibi evli barklı seyircilerin mekânı! İki Gençlerbirlikli olarak 19 Mayıs geleneğini bozmadan çekirdeğimizi yedik, hatta arada ayağa kalkıp bir iki tezahürata da katıldık. Maç boyunca gevezelik de ettik tabii.

Bosna’da 60’a yakın maça gittim. Bu maçların hemen hemen tamamında elimde fotoğraf makinesi ve not defteriyle taraftarlar arasında dolaşmışımdır. Yavaş yavaş bu huyumdan vazgeçmeye, stadyuma gittiğimde maçı izleyenleri izlemektense, maçı izlemeye kendimi alıştırmaya başladım. Ne yalan söyleyeyim, bundan dolayı uzun zamandan sonra futboldan hafifçe hoşlanmaya bile başladım. Bunda maçın hareketli olmasının da payı vardı elbette. Maçın başından itibaren Zeljo sürekli golü düşündü. Topu alır almaz hep atağa geçti. İzlemesi keyifli bir oyun sergiledi ama “bal yapmayan arı” kıvamında br oyundu.

Maçın istatistikleri Championship/Football Manager müdavimlerini çıldırtacak cinsten: UEFA’nın istatistiklerine göre Zeljo’nun yarattığı on gol pozisyonuna karşılık Maccabi’nin yedi pozisyonu var. Ama top yuvarlak: Maçı Maccabi 2-0 kazandı. İlk yarı kesinlikle Zeljo hakimdi oyuna. Ama gol yollarını zorlayamadılar bir türlü. Sadece Zeljo'nun değil, Bosna liglerinin en pahalı futbolcusu (650.000 Avro değerindeki) Zajko Zeba da etkili olamadı. Zeljo’nun serbest atışlarda zayıf olduğunu gören Maccabi defansı tehlike yaratabilecek pozisyonlarda Zeljoluları indirmekte sakınca görmediler. Tabii ki bundan ikinci sarıdan kırmızı kart göstermekten imtina eden İsveçli hakemin de payı yok değil. Bu arada maçı yöneten İsveçli hakem üçlüsününden birisinin ismi Mehmet Culum. Yan hakemlerden kısa olanının bizimki olduğunu tahmin ediyorum. Tam da önümüzdeydi. Yanlış bir karar vermesini bekledim “yancııı” diye taciz etmek için, ama bana bu fırsatı vermedi.

Maç sırasında sahada Sarajevo’nun deplasmanda Sparta Prag karşısında 2-0 mağlup olduğu haberi geldi. Kale arkası bu habere sevindiğini belli ederken, bizim tribünden pek tepki gelmedi.

Sürekli atak yapan Zeljo gol atamayınca ikinci yarı için iki ayrı alternatif vardı: Ya Zeljo gol yollarını açmak için bir çözüm bulacaktı, ya da Maccabi rakibin atağa çıktığında yarattığı boşluklara yüklenecekti. İkincisi oldu. Maccabi teknik direktörü Adamir, Zeljo’nun açıklarını iyi görmüş olmalı ki, uzun zamandır sakat olan, dolayısıyla ikili mücadelelerde zayıf ancak boş alanda hızlı olan Arjantin asıllı oyuncusu Roberto Colautti’yi ikinci yarıda oyuna soktu. Colautti 47’de ilk, 56’da da ikinci golünü attı. (Maçın özet görüntüleri için buraya tıklayın)

Görevini yapan Colautti, Zeljo defansı tarafından biraz geç farkedildi. Zaten fark edilir edilmez de görevini yerini getirmiş olmanın huzuruyla maçın bitmesine yarım saat kala maçla ilgisini kesti. Bu arada hemşehrilerine karşı oldukça hırslı oynayan Maccabi’nin Boşnak oyuncusu Haris Medjunjanin’in annesinin bol bol kulakları çınladı. Ekseriyetle anneye sövülen Bosna’da ilk defa “bacı”ya da sövüldüğüne şahit oldum.
Zeljo’da ise sağ kanatta adam geçmekte fena olmayan ama pas yüzdesi çok düşük olan 4 numaralı formasıyla Zeljo’nun Karadağ asıllı Sırp defans oyuncusu Goran Markoviç beğenimizi topladı. Markoviç Zeljo’ya bu sene gelmiş. Zeljo’ya bu sene gelen bir diğer oyuncu, Liberya asıllı İsviçreli Patrick Gerhardt Nyema da hızlı oyunuyla dikktimizi çekti, ama Zeljo’da bir şeyler yapabilmesi için Bosna’da tecrübe edinmesi gerekiyor.

Maccabi’nin skoru üçe, hatta dörde kadar çıkarabileceğini beklerken Zeljo biraz toparlanır gibi oldu. Fakat, gole gitmek için farklı taktikler deneyen Zeljo’nun ne yazık ki bu taktiklerin hakkını verecek yetenekte oyuncuları yok. Maccabi’nin bende pek güven hissi uyandırmayan kalecisini uzaktan şutlarla avlayabilecek bir adam çıkmaz mı? Gelişine gelen toplara şöyle güzelce çakan bir adam çıkmaz mı? Çıkmadı... Maç 2-0 bitti.

10 Ekim 2008 Cuma

TÜRKİYE’Yİ SÜRPRİZ BEKLİYOR

Futbolseverler Ali Sami Yen’de oynanan son Türkiye-Bosna maçını hatırlayacaklardır: Aslında hiç de gol atma isteğinde olmayan, ama ele güne karşı “oynuyormuş” izlenimi vermeye çalışan bir Bosna ve Bosna’yı fazla üzmeden 1-0 galibiyetle yetinen Türkiye. Macar gazeteleri maçtan sonra şöyle başlık atmışlardı: “EBEDİ KARDEŞLİK”. Gayet manidar olan bu manşet, çoğu futbolseverin pek de sempatiyle yaklaşmadığı “İskandinav kardeşliği”ne benzer bir duruma vurgu yapıyordu.

Skor hem Boşnaklar, hem de Türkler için olabilecek en iyi skordu. Türkiye 3 puan alarak 2008 Avrupa Kupası’na gitmeye hak kazanmıştı. Boşnaklar da “1-0” gibi makul bir skorla yenilmişlerdi. Saraybosna’da konuştuğum Boşnakların hepsi de skordan memnundu. Öyle ya, Türkiye’nin yoluna engel olmamışlardı, hem zaten Türkiye’de alınan 1-0’lık bir yenilgi kaldırılabilir bir şeydi.

Hayatın bir cilvesi: 2010 Dünya Kupası için Bosna’yla yine aynı gruba düştük ve ilk maç Türkiye’de oynanacak. Fakat, acaba bu maçta da Boşnaklar yine “oynarmış” gibi mi yapacaklar?

SORUNLAR YUMAĞI: BOSNA-HERSEK ULUSAL TAKIMI
Yugoslav futbol ekolünün önemli ülkelerinden olan Bosna-Hersek, savaştan bu yana bir türlü istediği atılımı gerçekleştiremedi. Bunun bilinen en önemli nedeni 1995’teki barış anlaşmasından bu yana, daha önce birbiriyle savaşan taraflar arasındaki ilişkilerin hala normalleşememesi. Bunun yansıması futbolda da görülüyor. Bosna ligi Sırp, Boşnak ve Hırvat takımlar arasında bölünmüş durumda. Dengeler o kadar hassas ki, her nasılsa bir sene bir Sırp takımın, diğer sene Hırvat takımın, bir sonraki sene de Boşnak bir takımın şampiyon olduğu, yazılı olmayan bir “rotasyon” sistemi var. Entegrasyonun sağlanamaması sadece Bosna liginin kalitesini düşürmüyor aynı zamanda ulusal takımı da etkiliyor.

Fakat, bundan daha önemli bir sorun da var ki, o da yolsuzluk. Bosna yolsuzlukların gündelik hayatın parçası haline geldiği bir ülke ve N/FSBiH (Nogometni/Fudbalski Savez Bosne i Hercegovine – Bosna Hersek Futbol Birliği, taraftarlar kısaca “Savez” diyorlar.) yolsuzlukların en yoğun yaşandığı kurum olarak biliniyor. Bu durum sık sık futbolseverler tarafından protesto ediliyor. Hatta diyebiliriz ki, Savez’e karşı Saraybosna sokaklarında yapılan gösteriler ülkenin en muhalif hareketi olarak bile görülebiliyor. Savez aleyhine duvar yazılarını Bosna’nın her yerinde görebilirsiniz. Bosnalı taraftarlar her ulusal maçta yaptıkları protesto gösterileriyle oyununu durdurmalarıyla da ün yaptılar.

Savez’in içinde bulunduğu bu durum sadece Bosnalı futbolseverleri etkilemiyor. Aynı zamanda Bosnalı futbolcular için de ulusal takımda oynamak cazip değil. Avrupa liglerinde top koşturan birçok Bosnalı futbolcu ulusal takımı boykot ediyor. Bunun gerekçesi de Savez yöneticilerinin ulusal takımda oynayan futbolculardan rüşvet istemeleri. 2008 Avrupa Kupası eleme maçlarına fırtına gibi başlayan Bosna-Hersek ulusal takımı bu performansını devam ettirememiş ve grup maçlarında ardı ardına dramatik mağlubiyetler almıştı. En önemli oyuncularından yoksun Bosna’nın deplasmanda Norveç galibiyeti ve kendi evinde Türkiye’yi yenmeleri dışında kayda değer bir başarıları olamadı.

Fakat geçtiğimiz Temmuz ayında birden taşlar yerinden oynadı ve Bosna-Hersek ulusal futbol takımına bir hareketlilik geldi.

ÖNCE TEKNİK DİREKTÖRÜN KELLESİ!

Bu başarısız gidişin faturası ise bizim de yakından tanıdığımız 1987-1990 yılları arasında Adanademirspor’un, 1998-99 sezonunda da Adanaspor’un teknik direktörlüğünü yapmış olan Fuat Muzuroviç’e kesildi. Geçici bir dönem Muzuroviç’in yerine futbol oynadığı dönemlerde Barcelona, Deportivo, Vitoria gibi takımlarda oynamış ve futbolculuk kariyeri parlak olan, yalnız teknik direktörlük tecrübesi olmayan henüz 41 yaşındaki Meho Kodro getirilmişti. Kodro’nun da Savez’le yaşadığı bir sorun sonrasında bileti kesildi ve 10 Temmuz’da Saraybosna yeni bir haberle sarsıldı: Bosna-Hersek ulusal takımını 2010 Dünya Kupası elemeleri için “Çiro” yani Miroslav Blazeviç çalıştıracak!

KİM BU ÇİRO?
Lakabı Çiro olan Blazeviç futboldaki “dedeler” ekolünün bir temsilcisi: 73 yaşında. Çiro çok parlak bir futbolcu olamadığını, bundan dolayı teknik adamlık kariyerine erken başladığını sürekli söylüyor. Daha 33 yaşındayken İsviçre’nin FC Vevey takımında başladığı teknik direktörlük karıyerine daha sonra Sion ve Lausanne’da devam etmiş. En sonunda İsviçre ulusal takımında antrenörlük seviyesine kadar yükselmiş.

Memleketi Yugoslavya’ya geri dönen Çiro Dinamo Zagreb’deki üçüncü sezonunda takımına 24 seneden sonra ilk şampiyonluğu tattırarak kahraman olmuş. Yugoslavya’da yavaş yavaş belirmeye başlayan siyasi karışıklı Çiro’nun kariyerini de etkilemiş. Yugoslavya’da ve Avrupa’da PAOK, Grasshoper, Priştina, Nantes gibi farklı farklı takımları çalıştırmış. Fransa’daki yıllarında şike olaylarına karışması Çiro’nun da kariyerinin sonunu getirmiş.

Bu dönemde siyasilerle düşüp kalkmaya başlayan Çiro Hırvat aşırı milliyetçi lider Tujman’ın yanında yer almış ve büyük şefin de destek verdiği Dinamo Zagreb’in hem teknik direktörlüğüne hem de başkanlığına getirilmiş. 1993’te şampiyonluk, 1994’te Hırvatistan Kupası’nı kazanarak rüştünü yeniden ispatlayan Çiro hemen ertesinde Hırvatistan ulusal takımının başına getirilmiş.

HIRVATİSTAN’I DÜNYA ÜÇÜNCÜSÜ YAPAN TEKNİK DİREKTÖR
Çiro’nun Hırvatistan’ı, Hırvatistan futbol tarihinin en başarılı takımıdır. Eleme grubunu İtalya’nın önünde liderlikle tamamlayan Hırvatistan İngiltere’deki EURO 96’da önemli başarılara imza atmıştı. Fakat, asıl sansasyonel başarı iki sene sonra, Fransa’daki Dünya Kupası’nda geldi: Futbolseverlerin sempatisini toplayan kırmızı-beyaz damalı ilginç formalarıyla dikkati çeken Hırvatlar dünya üçüncüsü oldular. Bu başarı Çiro için şans getirmedi. Önce İran ulusal takımı, sonra yeniden Dinamo Zagreb… Sansasyonların adamı Çiro bu sefer Dinamo Zagreb’in ezeli rakibi Hajduk Split’e giderek hem Dinamo, hem de Hajduk taraftarlarıyla papaz oldu. Avrupa kupalarında Macaristan’ın Debrecen ekibine toplamda 8-0’lık bir skorla yenilen Hajduk, evine teknik direktörsüz dönmüştü. Çiro farklı takımları kısa dönemlerle çalıştırırken birden ilginç bir teklif aldı. Bir dönem Osmanlı’ya da eyalet başkentliği yapmış Bosna’nın Travnik kentinde doğan Bosnalı Hırvat asıllı Çiro’yu memleketi geri çağırıyordu: “Gel ve Bosna’nın başına geç!” Tam da kariyerinin sonuna yaklaşmışken memleketinden gelen bu teklif, Çiro için çok cazipti.

FUTBOLCULARLA BARIŞ, BOSNA’YLA BARIŞ
Çiro’nun ulusal takıma gelir gelmez yaptığı ilk iş takıma küs olan Avrupa’da oynayan futbolcuların gönlünü almak oldu. Yeni teknik direktör takıma ayrı bir hava getirdi ve Estonya karşısında alınan 7-0’lık galibiyet sadece futbolcuları değil, Bosna ulusal takımından umutlarını kesen Bosnalıları da aşka getirdi. Ulusal takımın başına futbolseverler tarafından bilinen, parlak bir kariyeri olan birisinin getirilmesi Bosnalı futbolseverlerin ulusal takımla daha da ilgili olmasını doğurdu.
Daha da ötesi, Çiro’nun Bosnalı Hırvat olması ülkede 13 yıldır sağlanamamış entegrasyonu da sağlama potansiyeline sahip. Örneğin, geçtiğimiz yaz Bosna’da oynanan Bosna-Hırvatistan maçında Hırvat taraftarların çoğunluğu Bosnalı Hırvatlardı. Üstelik, bu taraftarların önemli bir kısmı Çiro’nun da memleketi olan Travnik’ten gelmişlerdi. Bu değişiklikle sadece Bosnalı Hırvatların değil, oluşan birlik ve beraberlik havasıyla Bosnalı Sırplar’ın da Bosna ulusal takımına daha sempatik yaklaşması bekleniyor.

3-5-2’NİN YILMAZ SAVUNUCUSU
Gelelim Çiro’nun taktiğine… Aslında Türk futbolu için yabancısı olmadığımız Yugoslav ekolünün tipik bir portresini çiziyor Çiro: Çalıştırdığı tüm takımlar gibi Bosna-Hersek de topa orta sahada basıp, teknik becerileriyle ayakta tutmaya çalışıyor. Kaptırırlarsa Yugoslav faulüyle rakibi durduruyorlar. Top ayaklarındayken rakibi üstlerine çekmeye çalışıyorlar ve bunu becerdikleri takdirde topu hızlı kanat adamlarına açıp gol yollarına gidiyorlar.

İŞTE KADRO

Bosna-Hersek Ulusal takımının Türkiye karşısında şu onbirle çıkması bekleniyor:
Kaleci:
Kenan Hasagiç (İstanbul BB)
Defans:
Emir Spahiç (Lokomotif Moskova)
Saşa Papats (Glasgow Rangers)
Cemal Berberoviç (Litex),
Orta saha:
Elvir Rahimiç (CSKA Moskova)
Zvjezdan Misimoviç (Wolfsburg, Njemačka),
Senijad Ibriçiç (Hajduk Split)
Miralem Pjaniç (Lion)
Samir Muratoviç (Sturm Graz).
Forvet:
Zlatan Muslimoviç (PAOK)
Edin Ceko (Wolfsburg)
Yedekler:
Goran Brašnić (Inter Zagreb)
Safet Nadarević (Eskişehirspor)
Ivan Radeljiç (Energie Kotbus)
Adnan Mravats (Materzburg)

Dario Damjanoviç (Luch Energija)
Sejad Salihoviç (Hoffenheim)

Mladen Bartoloviç (Hajduk Split) Vedad İbişeviç (Hoffenheim)
Admir Vladaviç (Žilina Bratislava)

“İYİ GÜNÜMÜZDE OLURSAK KARŞIMIZDA KİMSE DURAMAZ!”

Çiro, 7 Ekim günü Saraybosna’da gazetecilere verdiği demeçte “İyi günümüzde olursak, karşımızda kimse duramaz” şeklinde konuştu. Geçtiğimiz haftalarda farklı liglerde oynayan futbolcularını bizzat kendisi gidip izleyen Çiro, bu izlenimleri neticesinde futbolcularının çoğunun formda olduğunu ve bundan dolayı memnunluğunu belirtiyor.

Futbolculardan özellikle Misimoviç ve Muslimoviç’in formlarının zirvesinde olduğunu söyleyen Çiro sakatlıklardan çekiniyor. Sağ arka adalesinde çekme olan Wolfsburg’un yıldız oyuncusu Muslimoviç’in oynayıp oynayamayacağı maç gününde belli olacak.

BOSNA’NIN EJDERHASI: SPAHİÇ

Bosna ulusal takım tarihinde şimdiye kadar görülmemiş bir şekilde takım içinde aile havasının olduğunu vurgulayan Çiro forvet hattının formunun doruğunda olduğunu, tek sorunun defansta olduğunu, bu açığın ise Kaptan Spahiç tarafından kapatılacağına inandığını söylüyor. Kaptan Spahiç’in de ufak tefek sakatlıklarının bulunduğunu fakat bu sakatlıkların İstanbul’da oynamasına engel olamayacağını belirten Çiro, Spahiç’in “Bosna’nın Ejderhası” olduğunu söylüyor. Bilindiği gibi “Bosna’nın Ejderhası” (Zmaj od Bosne) 1831 yılında Osmanlılara karşı ayaklanan Gradaşçeviç Bey’in takma ismidir.

BOSNALI TARAFTARLAR DA GELİYOR
Bosna Hersek Futbol Federasyonu’nun açıklamalarına göre şu ana kadar Türkiye Futbol Federasyonu’nun Bosna için ayırdığı 1600 biletin 400 kadarı satılmış durumda. Gelen taraftarların büyük çoğunluğu küçük bir kaçamak yapıp hem İstanbul’da Sonbahar’ın keyfini çıkarmak, hem de Bosna’nın maçını izlemek gayesindeler. Örneğin Bosna’nın kuzeyindeki Tuzla’da yaşayan Azra ve Emir Bektaşagiç çifti bu fırsatı evliliklerinin onbirinci yılında ikinci bir balayı fırsatı olarak kullanacaklarını belirtiyorlar. Bosna’daki savaş sırasında Londra’da mülteci olduğu yıllarda Türklerle birlikte yaşadığını anlatan Azra, Türklerin kalbinde her zaman önemli bir yeri olduğunu. Büyük oğlunun Türkçe öğrendiğini ve bu duygularının tüm Boşnaklar için geçerli olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Ama sizi yenmeye geliyoruz”. Futbola ilgili duymayan Bosnalıların bile bu maçı merakla beklediklerini ifade eden Azra “Türkiye maçı bizim için kardeşler arasında bir maç olacak. Kim kazanırsa kazansın üzülmeyeceğiz. Ama herkes erkek kardeşini yenmeyi ister” diyerek maçın atmosferini özetliyor. Azra ve Emir çifti Bosna’nın savaştan bu yana hala sıkıntılı bir dönem geçirdiğini, bu ve buna benzer başarılara ihtiyaç duyduklarını, maçta alınacak zafere Bosna’nın daha çok ihtiyaç duyduklarını belirtiyorlar.


ÇİRO’NUN BOSNALI TARAFTARLARDAN RİCASI: “TÜRKİYE FORMASI GİYMEYİN!”
Bosna stadyumlarında Türk takımlarının formalarını ve atkılarını sıklıkla görebilirsiniz. Taraftarlar destekledikleri takımın rengine göre Türkiye’deki bir takımın kaşkolunu, formasını giymeyi çok severler. Geçtiğimiz yaz Sarajevo taraftarı bir futbolseverde “BOLUSPOR” kaşkolu bile görmüştüm. Bosnalılar aynı zamanda Türkiye’nin ve UEFA’da başarı klazanan Türk takımlarının zaferlerini kutlamayı da huy edinmişler. Türkiye’nin her önemli zaferi sonrası Saraybosna’nın merkez mahallesi “Başçarşı” adeta Taksim’i andırıyor. Ulusal maçlarda da ay-yıldızlı forma ve kaşkollarla maçlara gitmeyi huy edinen Bosnalı taraftarları Çiro uyarıyor. “Türkiye’yle maç yapıyoruz, Bosna’nın renkleriyle bizi destekleyin.”


BOSNALI TARAFTARLAR: TÜRKLERİ ÖNCE ŞAŞIRTACAĞIZ, SONRA YENECEĞİZ
Bosna ulusal takımının ateşli taraftar grubundan yaklaşık 50 kişilik bir grup da maçı izlemek için İstanbul’a gelecekler. İstanbul’daki maçın onlar için önemli olduğunu, ikinci vatanlarına gelmiş gibi kendilerini hissediceklerini belirten taraftarlar “Türkiye bizim ikinci evimiz. Dolayısıyla Türkiye-Bosna maçı iki kardeş arasında oynanan bir maç olacak. Ama biz kazanacağız!” diyerek durumu özetliyorlar.

27 Haziran 2008 Cuma

SİVASSPOR'UN İNTERTOTO'DAKİ RAKİBİ KARADAĞ YA DA BOSNA'DAN

İntertoto’daki temsilcimiz Sivasspor’un rakibi Bosna temsilcisi Čelik’in Karadağ takımı Grbalj’la 28 Haziran günü T.S.İ. 18:30’da Niksiç Şehir Stadyumu’nda oynayacağı ön eleme ikinci ayak maçı sonrasında belli olacak. Geçtiğimiz Cumartesi günü (21 Haziran) Zenica Bilino Polje Stadyumu’nda oynanan ilk maçta ev sahibi Čelik takımı Grbalj’i 3-2 yenmişti. Maça hızlı başlayan Grbalj yeni transferi Marko Kasalica’nın 7. dakikadaki golüyle öne geçmeyi başarmıştı. Fakat maçın geri kalan kısmında daha güçlü olan rakip karşısında 30. dakikada Čelik orta saha oyuncusu Mahir Kariç’in golüne engel olamadı. Maçın ikinci yarısında 59. dakikada Yunan hakem penaltı noktasını gösterdi ve Čelik’in skorer oyuncusu Emir Hadziç’in penaltıdan attığı golle Čelik öne geçen taraf oldu. Kırmızı Siyahlı ekipten oyuna ikinci yarıda giren Zoran Novakoviç’in 77. dakikada attığı golle farkı arttıran Čelik bu dakikadan sonra daha rahat bir oyun oynamaya başladı. Uzatma dakikalarında kontra ataktan Darko Paviçeviç’in ayağından bir gol bulan Grbalj farkı bire indirdi.

YUGO EKOLÜ MİRASI

Birçok futbol otoritesinin hemfikir olacağı bir nokta, eğer dağılmasaydı Yugoslavya’nın futbolda Avrupa’nın en güçlü ülkeler arasında yer alacağıdır. Tuna Ekolü diye bilinen ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde Macaristan, Çekoslovakya ve Yugoslavya gibi ülkelerin dünya futbolunda fırtına gibi estiren üstün top tekniğine dayalı Tuna Ekolü, 1950’li yıllarda kondisyon ve takım oyununa da verilen önemle bu ülkeleri Avrupa ve Dünya futbolunda yenilmez kılmıştı. Özellikle fiziksel performanstaki artış, futbolcuların aynı zamanda birden çok spor dalıyla ilgilenmesiyle birebir bağlantılıdr. Siyasi olarak diğer Doğu Avrupa ülkelerinden farklı bir “sosyalist” model izleyen Yugoslavya adeta bir futbolcu fabrikasıydı. Bazı kısıtlamalar olsa da yine de o dönemde Yugoslav futbolcular Avrupa transfer pazarında önemli bir yerdeydi. Ülkenin gelişkin spor altyapısı bu pazarı besleyebilecek kaynaklara sahipti. Türkiye’de de sıkça rastlanılan “Yugo”lar bunun bir örneğidir.

Yugoslavya ulusal futbol takımı, farklı etnik gruplardan oyuncuları barındırmasıyla aynı zamanda ülkenin “birlik” ruhuna da hizmet etmekteydi. Fakat, futbol aynı zamanda Yugoslavya’nın bölünmesinde de önemli bir rol oynadı. Başta Kızılyıldız-Dinamo Zagreb (Sırp-Hırvat) rekabeti olmak üzere Yugoslavya’nın farklı cumhuriyetlerindeki taraftar grupları ülkedeki çatışmalarda etkin rol oynadılar. Yugoslavya’nın dağılması Yugoslav futbol okulunun da tarihe gömülmesine yol açtı. Fakat, yine de 1991’de Yugoslavya tam da dağılmanın eşiğindeyken Kızılyıldız UEFA kupasını kaldırma başarısını göstermişti. 1991-1995 yılları arasında yoğun olarak yaşanan çatışmalar sonrasında iktisadi krizlerle de boğuşan eski Yugoslav ülkelerinde durum yavaş yavaş düzelmeye başladıkça futbol da yeniden uyanmaya başladı. Hırvatistan ve ardından Slovenya’nın uluslararası arenada gösterdikleri başarılara Bosna-Hersek, Makedonya ve Sırbistan’ın “sağı solu belli olmayan” rakipler olarak Avrupa’nın belli başlı takımlarını bile ürküttüğü bilinmektedir. Bu ülkelere bir yenisi eklendi: Karadağ.

KARADAĞ FUTBOLU

İki sene önce bağımsızlığını ilan edip Sırbistan’dan ayrılan 650 bin nüfuslu küçük bir ülke olmasına rağmen, Karadağ futbolda önemli başarılar elde eden Yugoslavya’da futbolcu fabrikası olarak biliniyordu. 1991 yılında UEFA kupasını kaldıran Kızılyıldız kadrosunda yer alan, daha sonra da AC Milan’da senelerce başarılara imza atmış olan Saviçeviç’in yanı sıra, Juventus’un efsanevi oyuncusu Predrag Miyatoviç ve seksenli yıllarda Beşiktaş’ta oynamış olan Kovaçeviç ve Galatasaray’ın efsane kalecisi Simoviç’in de memleketi olan Karadağ iki senedir kendi bağımsız ligine sahip. Menejerliğini Dejan Saviçeviç’in yaptığı Karadağ Ulusal Takımı oyuncularının büyük çoğunluğu yurtdışında profesyonel hayatına devam ediyor. :

Mladen Bozoviç (kaleci): Partizan / Sırbistan

Srcan Blaziç (kaleci): Levadiakos / Yunanistan

Darko Bozoviç (kaleci): Partizan / Sırbistan

Vukaşin Poleksiç (kaleci): Debrecen / Macaristan

Milan Jovanoviç (defans): Cluj / Romanya

Savo Paviçeviç (defans): Voyvodina / Sırbistan

Radoslav Batak (defans): ANKARASPOR / TÜRKİYE

Jovan Tanesiyeviç (defans): Dinamo Moskova / Rusya

Dejan Ognjanoviç (defans): Estoril Praia / Portekiz

Elsad Zverotoviç (defans): FC Wil / İsviçrre

Vlado Yekniç (defans): Wiesbaden / Almanya

Risto Lakiç (defans): Partizan / Sırbistan

Simon Vukçeviç (orta saha): SPORTİNG LİZBON / Portekiz

Igor Burzanoviç (orta saha): Kızılyıldız / Sırbistan

Mitar Novakoviç (orta saha): OFK Belgrad / Sırbistan

Nikola Drinçiç (orta saha): Amkar Perm / Rusya

Vladimir Bojoviç (orta saha): Rapid Bükreş / Romanya

Branko Boşkoviç (orta saha): Rapid Viyana / Avusturya

Milorad Pekoviç (orta saha): Mainz / Almanya

Corciye Çetkoviç (orta saha): Hansa Rostock / Almanya

Rade Ptroviç (orta saha): Borats Çaçak / Sırbistan

Yanko Tumbaşeviç (orta saha): Voyvodina / Sırbitan

Vladimir Vuyoviç (orta saha): Luch Energiya / Rusya

Stevan Yovetiç (forvet): FİORENTİNA / İtalya

Mirko Vuçiniç (forvet-kaptan): ROMA / İtalya

Dragan Bogavats (forvet): SC Paderborn 07 / Almanya

Milan Puroviç (forvet): SPORTİNG LİZBON / Portekiz

Radomir Calovits (forvet):Rijeka / Hırvatistan

Nikola Nikeziç (forvet): Le Havre / Fransa

Srcan Radonyiç (forvet): Odense / Danimarka

Şu ana kadar hiçbir uluslararası resmi turnuvaya katılmamış olan Karadağ 2010 Dünya Kupası’na katılabilmek için İtalya, Bulgaristan, İrlanda, Gürcistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’yle birlikte 8. Grupta mücadele edecek. Karadağ’a pek şans tanınmasa de özellikle evinde oynayacağı maçlarda Avrupa’nın önemli kulüplerinde oynayan uluslararası deneyime sahip oyuncuları rakip takımlara kök söktürebilir. Bir çok yıldız oyuncunun yurtdışında oynadığı Karadağ’da Birinci Lig’in tartışmasız en önemli takımı olan Zeta eski günlerini arıyor. Adını Karadağ’ın antik dönemdeki coğrafi ismine borçlu olan “Zeta”, 1927 yılında kurulmasıyla Karadağ’ın ilk futbol kulüplerinden. Kulübün 2000 yılından bu yana başkanlığını yürüten eski Yugoslav gizli servis şefi, yeni işadamı Rayo lakaplı Radoyitsa Bojoviç döneminde özellikle altyapıya önem verilmiş. Altyapıya verilen önemin meyvaları Rayo’nun başkanlığındaki dördüncü sezonda toplanmaya başlanmış ve Zeta 2004/2005 Sırbistan-Karadağ liginde Kızılyıldız ve Partizan gibi takımların ardında ligi üçüncülükle bitirmiş. Bir sonraki sezon bağımsızlığını ilan eden Karadağ’ın ulusal futbol liginin de ilk şampiyonu olan Zeta bu sezon averajla şampiyonluğu kaybetmiş.

FK GRBALJ

Eski Yugoslav liginde önemli bir başarısı bulunmayan 1970 yılında kurulan ve maçlarını 1500 kişi kapasiteli Radonoviçi Stadyumu’nda oynayan Grbalj’in ise son iki senedir İntertoto Kupası’na katılması dışında bir başarısı bulunmuyor. Geçtiğimiz sezon şampiyon Buduçnost’un 11 puan ardından ligi dördüncü sırada bitiren Grbalj bir önceki sezon da Karadağ’ı İntertoto Kupası’nda temsil etmiş ve Romanya takımı AFC Gloria 1922 Bistrita’ya ilk turda elenmişti. Deplasmanda 2-1 yenilen Grbalj kendi evinde ise ancak 1-1 berabere kalabilmişti. Deplasmanda kaybedilen maçta Grbalj’in attığı tek golün sahibi bu sezon Zeta’da oynayacak olan Miloş Calas Karadağ takımlarının Avrupa Kupaları’ndaki ilk golü unvanına sahip. Grbalj bu sezon Calas’la beraber bir çok oyuncusunu transfer sezonunda takımda tutamadı. En iyi oyuncusu ve Karadağ milli takımı defansının da bel kemiği Luka Pejoviç’i Mogren’e, iki Nijeryalısı Victor Agboh ve Kelechi Collins’i Mladost Apatin’e kaptıran Grbalj’in en büyük kaybı ise yaklaşık 800.000 Euro değer biçilen Karadağ’ın en pahalı ayaklarından, bir önceki sezon Karadağ’da en iyi futbolcu ödülünün sahibi ve bu sezon Rudar Pljevlja için ter dökecek olan Aleksandar Nedoviç. Grbalj yaşadığı mali krizden dolayı transfer sezonunda takımdan ayrılan futbolcuların yerini dolduramadı. Fizik üstünlüğe dayalı teknik bir futbol oynayan Grbalj’in Bosna’nın Čelik takımıyla oynayacağı ön eleme maçlarında favori takım olarak Bosna takımı gösteriliyor.

BOSNA FUTBOLU

Futbol, Bosna-Hersek için her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Öyle ki, Bosna-Hersek’in ilk sivil toplum örgütlerinden olan Gjergelez bir futbol kulübüydü. Bosna Futbolunun gelişim süreci Yugoslav futboluyla birebir bağlantılıdır. Bosna’daki futbol kulüplerinin büyük çoğunluğu Yugoslav Krallığı’nın kurulmasından sonra kurulmuştur. İkinci bir atılım da Tito döneminde komünist partili yerel yöneticiler tarafından yapılmış, hemen hemen her kenti temsil eden futbol kulüpleri kurulmuştur. Eski Yugoslav’ya da Sarajevo, Zeljeznicar, Čelik, Velez gibi önemli takımlarla temsil edilen Bosna, özellikle atik ve teknik kapasitesi yüksek forvet oyuncularıyla nam salmıştı. Fakat, savaş herşeyi olduğu gibi futbolu da derinden yaraladı. Şu anda Bosna ligi belki de dünyanın en politik liglerinden. Bosna’daki futbol takımlarını birbirlerinden etnik kimlikler ayrılıyor. Aynı etnik kimliğe sahip takımların birbirlerine maç “verdikleri” sıkça rastlanılan birşey. Ulusal boyutta ise, Bosna’nın en büyük sıkıntısı “Bosna-Hersek Futbol Federasyonu” (Nogotmetni/Fudbalski Savez Bosna i Hercegovinu. Bosnalılar kısaca “Savez – yani Birlik” diyorlar). Bosna’da “Savez” denildiği zaman akla yolsuzluklar, rüşvet ve benzeri şeyler geliyor. Futbolseverler geçen yılki Norveç-Bosna maçında Bosnalı taraftarların sahaya attıkları meşaleler yüzünden yarım saatkiğine durduğunu hatırlayacaktır. Bu davranışın sebebi kör bir fanatizm değildi. Maçta “Savez” protesto ediliyordu.

Aslında Bosna çok iyi oyunculara sahip. Fakat oyuncuların bir çoğu Savez yüzünden ulusal takımda oynamak istemiyor. Bosna futbolunun efsane ismi Sergey Barbarez bu isimlerin en başında geliyor. Juventuslu Hasan Salihamiciç de ulusal takımda oynamıyor. Bosna-Hersek ulusal takımı oyuncularının hemen hemen tamamı, tüm eski-Yugoslav ülkelerinde olduğu gibi, yurtdışında top koşturuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un tecrübeli file bekçisi Kenan Hasagiç’in yanısıra süper lige terfi eden Eskişehirspor da bu seneki transfer sezonunda 1,85 boyundaki Bosnalı milli defans oyuncusu Saffet Nadareviç’i renklerine bağladı. Diğer ülkelerde top koşturan Bosnalı futbolcular ise şöyle:

Veldin Muharemoviç (defans): Lokeren / Belçika

Samir Merziç (defans): Teplice / Çek Cum.

Saşa Papats (defans): GLASGOW RANGERS / İskoçya

Emir Spahiç (defans): LOKOMOTİF MOSKOVA / Rusya

Ivan Radelyiç (defans): Energie Cottbus / Almanya

Sanel Yahiç (orta saha): Aris / Yunanistan

Senad İbriçiç (orta saha): NK Zagreb / Hırvatistan

Miralem Pyaniç (orta saha): O. LYON / Fransa

Zvezdan Misimoviç (orta saha - kaptan): WOLFSBURG / Almanya

Darko Maletiç (orta saha): Partizan / Sırbistan

Seyad Salihoviç (orta saha): Hoffenheim / Almanya

Branislav Kruniç (orta saha): FC Moskova / Rusya

Elvir Rahimiç (orta saha): CSKA MOSKOVA / Rusya

Dario Damjanoviç (orta saha): Luch-Energia / Rusya

Admir Vladaviç (orta saha): Zilina / Slovakya

Zlatan Muslimoviç (forvet): ATALANTA / İtalya

Edin Ceko (forvet): WOLFSBURG / Almanya

Vedad İbişeviç (forvet): Hoffenheim / Almanya

Adnan Çuştoviç (forvet): Excelsior Mouscron / Belçika

Zelimir Terkeş (forvet): Zadar / Hırvatistan

Bilindiği gibi, Bosna-Hersek 2010 Dünya Kupası eleme grubunda Türkiye’yle birlikte. Kadrosunda çok iyi oyuncular bulunan Bosna yönetim kademesindeki sorunları giderirse grupta sürpriz yapabilecek bir potansiyele sahip. Özellikle forvet hattında hızlı ve teknik oyuncalara sahip olan Bosna, hatırlanacağı gibi geçtiğimiz Haziran ayında Türkiye’yi Saraybosna’daki maçta 3-2’lik skorla yenmişti. Türkiye’de oynanan ve Türkiye’nin 1-0 kazandığı maç ise Bosna-Hersek futbolu hakkında bizi yanıltmasın. Sadece Bosna halkı değil, Bosnalı oyuncular da iddialarının kalmadığı gruptan Türkiye’nin çıkmasını istiyorlardı. Nitekim, Avrupa Kupası maçlarından sonra Bosnalıların büyük kentlerdeki kutlamaları bunun kanıtıdır.

Bosna ligi savaştan bu yana henüz kendini toparlayabilmiş değil. UEFA Bosna ligini 2002 yılına kadar, yani Sırp, Hırvat ve Boşnak takımlarının birlikte oynadığı bir lig kurulana kadar daha önce sadece Boşnaklarla Hırvatların bir arada oynadığı ligi tanımadı. Bu ise Bosna liginin uzun süre uluslararası müsabakalardan uzak kalması sonucunu doğurdu. Bunun dışında ülke ekonomisinde yaşanan durgunluk elbette futbolu da vuruyor. Yukarıdaki listede görülebileceği gibi, futbolcular ilk fırsatta yurtdışına transfer olmaya çalışıyor. Bunun ise temel sebebi ekonomik. Futbolun beklenene kalitede olmamasına rağmen Bosna ligi çekişmeli bir görünüme sahiptir. Sırp-Hırvat-Boşnak takımları birbirleri arasında rekabet ederken Saraybosna-Zenica-Tuzla-Mostar gibi büyük kentlerin takımları da kendi aralarında kent rekabetine dayanan geleneklerini devam ettirmektedir. Bunların arasında en ön plana çıkan Zenica takımı Čelik’le Saraybosna takımları Sarajevo ve Zeljeznicar’la yaşanan rekabettir. Bu rekabette sonu ölümle bile biten kavgalar yaşanmıştır. Čelik taraftarları Bosna’da en fanatik taraftar grubu olarak bilinmektedir.

FK ÇELİK

Geçtiğimiz sene Saraybosna’ya taşınanana kadar Bosna’daki Türk Birliği’nin konuşlandığı Zenica kentinin futbol takımı Čelik’in ismi kentteki çelik fabrikasından geliyor. 1945 yılında kurulan kırmızı-siyahlı takım beş kere birinci lige çıkıp yeniden küme düşmesiyle Yugoslavya liginin “asansör” takımlarından biri olarak biliniyordu (Bosnalılar “Asansör” yerine “yo-yo” terimini kullanıyorlar). Buna rağmen toplamda 15 sene Yugoslavya birinci liginde oynayan Čelik 1972 ve 1973 yıllarında ardarda iki kere Mitropa Kup’u (Orta Avrupa Kupası’nı) kaldırmış. Alt yapısından Elvir Boliç gibi dünya çapında bir yıldız çıkarabilmeyi de başarmış olan Čelik bağımsızlıktan sonra Bosna-Hersek’teki Sırp ve Hırvat takımlarının da katıldığı karma lige kadar olan dönemde 1994-2000 yılları arasında sadece altı sezon devam eden Boşnak liginde üç kere şampiyon olabilmiş. Bu başarının ardında yatan temel unsur cepheden uzak bir bölgede bulunması nedeniyle altyapı tesislerinin 1992-1995 arasındaki savaşta zarar görmememesi. Buna rağmen 2000 yılından bu yana Čelik’in tek başarısı oldukça çekişmeli geçen 2007/2008 Bosna Premiyer Ligi’nde şampiyon Modriça’nın sadece üç puan ardından elde ettiği üçüncülük. Geçtiğimiz sezon Čelik’in filesini koruyan 23 yaşındaki genç kaleci Yasmin Buriç Bosna-Hersek’in son yıllarda yetiştirdiği en önemli yeteneklerden biri olarak gösteriliyor. 2007/2008 sezonunda en iyi onbir için seçilen Buriç çoğunluğu yurtdışında oynayan Bosnalı futbolcuların yeraldığı Bosna-Hersek Milli Takımı kadrosundaki halen Bosna liginde oynayan nadir futbolculardan birisi ve İstanbul Büyükşehir Belediye kalecisi Kenan Hasagiç’in yedeği. Fakat, kulüple para sıkıntısı yaşayan Buriç takımı terketti. Čelik onun yerine geçtiğimiz sezonun şampiyonu Modriça’nın kalecisi Bojan Tripiç’i renklerine bağladı. Čelik’in transfer sezonunda en büyük kaybı Bosna-Hersek’te oynayan en iyi orta saha futbolcusu olan Josip Lukareviç oldu. Gol yollarında yaşadığı sıkıntılarla bilinen Čelik geçtiğimiz sezon sadece 36 gol atarken, kalesinde 30 gol görmüş. Beş golle Čelik’te geçtiğimiz sezon en çok gol atan oyuncu olan Emir Hadziç takımdaki önemli oyunculardan. Genç bir takıma sahip olan Čelik’in altyapısından yetişen 20 yaşındaki orta saha oyuncusu Şerif Hasiç de geleceğin yıldız adaylarından olarak görülüyor. Daha once İskoç takımlarından Heart of Midlothian’ı satın alan Rus milyarder Vladimir Romanov’un uzun zamandır mali kriz yaşayan Čelik’i satın alacağı yönünde dedikodular dolaşsa da Bosna’daki hjenüz yerine oturmamış mali yapı yüzünden böyle bir şeyin çok zor gerçekleşeceği biliniyor. Čelik’i ayakta tutan ve belki de üçüncü olmasını sağlayan en önemli etken ise ateşli taraftarları. Yugoslavya döneminde bile en önemli on taraftar grubu yer alan Čelik taraftarlarının bu desteği Bosna-Hersek Futbol Federasyonu tarafından da biliniyor. Öyle ki, bu desteği arkasında görmek isteyen milli takım önemli karşılaşmalarını Zenica’nın 18.000 kişi kapasiteli Bilino Polje Stadyumu’nda oynuyor.

Bu haftasonu Karadağ’da oynanacak rövanş karşılaşmasını Macar hakem üçlüsü yönetecek. Maç UEFA kriterlerine uymadığı için Grbalj’in kendi stadyumu olan Radonoviçi yerine Real Sociedad’ın golcü futbolcusu Delibasiç’in memleketi, şu sıralardaysa Rus Mafyası’nın sürekli villa ve arazi satın aldığı tatil beldesi Budva’ya olan Niksiç’te oynananacak. Maç her ne kadar akşam saatlerinde oynanacak olsa da, gün içindeki sıcaklığın 40 dereceye vardığı düşünülürse, futbolcuların fiziksel olarakm zorlanacakları bir maç olacak. Zenica’daki maçta avantajı yakalayan Čelik turun favorisi olarak gösteriliyor. Čelik teknik direktörü Ivo İştuk, maçtan once yaptığı açıklamada takımda hâlâ eksikliklerin olduğunu, özellikle orta saha, forvet ve stopper mevkileri için bazı futbolcularla hâlâ görüşmekte olduklarını ama bu maça yetiştirmediklerini fakat bu sene kırmızı-siyahlı formayı giymeye başlayan golcü futbolcu Armin Kapetan’dan gayet memnun olduğunu, altyapıdan gelen Zahiroviç, Dilaver ve Duvnjak’ın da genç yaşlarına rağmen takıma olumlu katkıda bulunduklarını sözlerine ekledi.

(Bu haber aynı zamanda www.ligtv.com.tr adresinde de yayınlanmıştır)

16 Kasım 2007 Cuma

SARAJEVO - SLAVIJA



Stadyum: Koşevo - Sarajevo

Tarih: 25 Şubat 2006 / Cumartesi - 13:30

“Sjever’e git. Taraftarlar stadyumun Istok (doğu) ve Sjever (kuzey) bölümündedir. Ama sıkı taraftarlar Sjever’dedir” diye tavsiyede bulundu Ljubicica Hostel’in resepsiyonisti Sanjin. Dün akşam götürdüğü bardan sonra bu konularda ona güvenmem gerektiğini anlamıştım. Başçarşı’daki bir börekçide kahvaltı yapıp stadyuma doğru Mula Mustafa Başeskiye Caddesi boyunca etrafa baka baka yürümeye başladım. Nitekim, gittiğim birçok kentte çoğu zaman turistik gezi yapma fırsatım olmaz. Bir yerden bir diğer yere koştururken gördüklerimdir yanıma kâr kalan. Saraybosna’da ilk dikkat çeken şey ise mermilerle delik deşik edilmiş binalar. Mermileri değil de, binaları görmeye çalışıyorum. 12 sene sonra hayatı yaşamaya, hayata asılmaya çalışan Saraybosnalıları görmek istiyorum. Fakat Saraybosna’da zor.

Nitekim bir on dakikalık yürüyüşten sonra top ateşiyle 63 Saraybosnalının katledildiği pazaryerinin oradan geçtim. İçimde hafif bir burkulma. Mula Mustafa Başeskiye üzerindeki 3 katlı Türk Kültür Merkezi’nin güzel ve modern binası ise beni şaşırttı. Gerçekten beklemezdim bizimkilerden böyle bir şey. Elimdeki kent planına bakarak caddeyi düz takip ediyorum ve bir bulvara çıkıyorum: Mareşal Tito Bulvarı. Bulvarın hemen girişinde “Vyeçna Vatra”, yani “sonsuz ateş” anlamına gelen Partizan anıtı var. Bu ateşin başında soğuk kış gecelerinde ellerine ısıtan çingene çocukları hiç eksik olmaz. Tito Bulvarı’nı takip ettikten sonra sağa doğru “Koşevo Caddesi”ne çıkmadan az önce bir ilan panosunda “Vyeçna” olmayan başka bir “vatra” görüyorum: “Anadolska Vatra”. Bizim “Anadolu Ateşi”nin gösterisi varmış Saraybosna’da bu akşam. Gitmeyi geçiriyorum aklımdan. Ama sonra öğreniyorum ki biletler geçen hafta tükenmiş bile.

Koşevo Caddesi’ne çıkınca artık sadece taraftarları takip ediyorum. Stadyuma yaklaşırken bir mezarlığın yanından geçiyorum. Eskiden burası antrenman sahasıymış. Top menzili dışında olduğu için savaş sırasında Saraybosnalılar şehitlerini buraya gömmüşler. Sırp, Hırvat, Boşnak Saraybosnalılar koyun koyuna bu mezarlıkta. Az eğimli bir bayıra karşı yaklaşık 15 dakikalık yürüyüşten sonra prefabrik bilet gişesinden biletimi alıyorum. Sjever, yani kuzeydeki kale arkası bileti 3 KM (Konvertible Marka – Bosna para birimi, 1 Euro= 1,95 KM). Biletçinin yanı başında seyyar “çevapçiçi”ler var. Yani kebapçılar. Bosna’nın “Çevap”ı bizim İnegöl köftesi. Ben yemiyorum tabii ki. Hijyenik takıntılarımdan dolayı değil. Börekçide diğer leziz börek çeşitlerini de denemek için midemde yer kalsın istiyorum.

Kale arkası tribününe giriyorum. Taraftarlarla bir yerden bağlantı yakalamak için fazla uğraşmama gerek kalmıyor. Boynunda ay-yıldızlı bir kaşkol olan bir delikanlıya rastlıyorum. Ama ne ki, sadece Boşnakça biliyor. Yardıma etraftan İngilizce ve hatta biraz Türkçe bilen çocuklar koşuyor. Beni liderlerine götürüyorlar. Ön dişleri hafifçe dökük, yüzünde bir iki façası olan ama sevimli bir adamla tanışıyorum. Çocuklardan biri takma ismi “Mai” olan taraftar liderine benim bir antropolog olduğumu ve Sarajevo taraftarları hakkında bir araştırma yapmaya geldiğimi söylüyor. Doğal olarak Mai’nin pek de umurunda olmuyor. “Nereli?” diye soruyor; “Turska” yanıtını alınca birden tavrı değişiyor Mai’nin. Ders 1: Antropolog olduğunu söylemeden önce memleketini söyle.

Sarajevo’nun kale arkasındaki taraftar grubu “Horda Zla” (şeytanlar ordusu) 1987 yılında kurulmuş. Savaş sırasındaki liderleri Horda Zla’dan cepheye asker devşirmiş. Savaş sonrası ise takma isimleri Dzilda ve Tselo olan liderler mafya babası olmuşlar. Savaş sırasında Saraybosnalıların takdirini toplayan “fanatikler” ise savaş sonrası eski konumlarına geri dönmüşler. Yani Saraybosna’da futbol taraftarları hâlâ çapulcu sürüsü olarak algılanıyor. Bosna’daki futbol taraftarları hakkında Four Four Two’da çıkan yazımı bloğa daha önce eklemiştim. Dilerseniz arşivden bakabilirsiniz.

Miki sıkı taraftar. İki sene önceki Beşiktaş – Sarajevo maçı için İstanbul’a gelmiş. Odasında kocaman bir Türk bayrağı asılı dururmuş. Olaylı Sırbistan – Bosna maçının aktörlerinden. Sarajevo – Slavija maçından sonra Skenderiya Spor Kompleksinde bir de basketbol maçı var. Buradan oraya akacaklarmış. Beni de davet ettiler. Benim işim bu zaten.

Maç çok sıkıcı geçiyor ve 1-1 sona eriyor. Halbûki, Sarajevo ligin lideri, Slavija da şampiyonlukları ve kupaları olan bir takım. Maç çıkışında Horda Zla ile beraber kent merkezindeki Skenderija Spor Kompleksi’ne gidiyoruz. Basketbol maçı Horda Zla üyeleri için beleş. Arada ben de kaynıyorum. Saraybosna’nın meşhur basketbol takımı KK Bosna Partizan’la oynayacak. Basketbolla pek ilgili değilimdir. Detayları bilmiyorum ama eski Yugoslav ülkeleri bir araya gelip basketbolda bir lig oluşturmuşlar. Tabii ki Partizan maçı Sarajevo – Slavija maçından daha çok ilgi çekiyor. Salon tıklım tıklım dolu. Horda Zla liderlerinden Senad bana “buraya otur, yerini kaybetme” deyip, ön sıralardan güzelce bir yer ayarlıyor bana. Maç oldukça çekişmeli geçiyor ve KK Bosna’nın zaferiyle sonuçlanıyor. Bu arada dikkatimi tribünlerdeki Türk bayrakları çekiyor. Bosnalılar Sırplarla falan maç yaptıkları zaman çokça kullanırlarmış Türk bayrağını.

Maçtan sonra iki Horda Zla üyesiyle eskiden kervansaray olan Kolobara kahvehanesinde Boşnak kahvesi içip bolca muhabbet ediyoruz.

Slavija-Sarajevo maçı kısa videoları için:
http://www.youtube.com/watch?v=z-e0_4oTFAw
http://www.youtube.com/watch?v=Kq4LTr3-xVk

KK Bosna - Partizan maçından bir enstante:
http://www.youtube.com/watch?v=Kq4LTr3-xVk