Bir antropolog neden Bosna futbol kültürüne ilgi duyar? Cevabı burada.

For English: Click here


Grbavica etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Grbavica etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2024 Perşembe

Hersek’in Göztepesi: FK VELEŽ MOSTAR

Stadyum: Grbavica / Saraybosna

Tarih: 10 Kasım 2024 / Pazar – 13:00

Maç: FK Željezničar Sarajevo – Velež Mostar

(Željezničar: Jelyezniçar, Velež: Velej diye okunur)

Mostar ve Mostar’ın efsane takımı Velež’in benim için ayrı bir yeri olmuştur.

Eskiye 17 sene öncesine gidelim. Tarih 14 Şubat 2007: Bir sene sürecek etnografik araştırmam için Bosna’ya gelirken 13 ya da 15 değil de 14 Şubat’ı tercih etmemin nedeni o günün Çarşamba olması ve Bosna Havayolları’nın o yıllarda haftanın birgünü; Çarşamba günü Saraybosna uçuşunu Mostar üzerinden yapmasıydı. Sırf Mostar’ı ve Partizan direnişinin kalesi olan Prenj Dağları’nı havadan görmek için yolculuğumu birazcık uzatmayı tercih etmiştim.

Mostar'ın havadan görünüşü (Fotoğraf: 14 Şubat 2007)

Mostar Köprüsü bir çok Türk’ün imgeleminde Bosna ile özdeşleşmiş bir yapıdır. Hatta bundan dolayı bir çok Türk Mostar Köprüsü’nü Saraybosna’da zanneder ve bu blogun yazarını zıvanadan çıkarır.

14 Şubat’ta Saraybosna’ya indiğimde ertesi gün Saraybosna’daki Velež  taraftarlarının bir parti düzenleyeceğini öğrendim. Bir yıl önce Saraybosna’daki keşif sahamı saymazsak 2007 yılındaki bir yıllık etnografik çalışmama Saraybosna’daki Velež  taraftarlarının partisinde başladığımı söylemeliyim. Üstelik Saraybosna’daki en iyi dostlarım Adnan ve Denis’le de o partide tanıştık.

Soldan sağa: Arnes, Denis, ben ve Adnan, 15 Şubat 2007, Saraybosna

Bir yıllık saha araştırmam için gittiğim Saraybosna'da tanıştığım ilk taraftarlar

O zaman Velež’in Bosna futbol kültüründeki özel yerini öğrenmiş oldum.

Velež’in Bosna, hatta Yugoslav futbolundaki özel yeri daha çok Mostar’ın karakteriyle örtüşüyor. 

Neretva’nın inci gerdanlığı: Mostar Köprüsü

Sadece 105 bin nüfusa sahip olan Mostar Bosna’nın değil, Yugoslavya’nın, hatta Balkanlar’ın en özgün ve hatta en güzel kentlerinden biri. “Most” Boşnakça köprü anlamına geliyor “Mostar” ise “köprü koruyucusu” demek ve buradan da Mostar’ın kuruluş hikayesini çıkarabilirsiniz.

Zümrüt yeşili Neretva’nın üzerindeki bu önemli geçiş yerine Osmanlı döneminde bir ahşap köprü yapılıyor ve köprü başına görevlendirilen nöbetçilerin yerleşimiyle Mostar’ın tarihi başlıyor. 1566’da ise Mimar Sinan’ın öğrencilerinden olan ve aynı zamanda İstanbul’daki Bayezid Camii’nin de mimarı Mimar Hayreddin tarafından taş köprü inşa ediliyor. 

Mostar Köprüsü, 11 Mart 2007

Mostar Köprüsü dünyanın en güzel köprülerinden biri olarak kabul edilir. Daha doğrusu edilirdi…

9 Kasım 1993 tarihinde HVO (Hrvatsko vijeće obrane: Hırvat Savunma Konseyi) topçu ateşi tarafından dünyanın gözü önünde yıkıldı bu güzelim köprü.  İkinci Dünya Savaşında yüzbinlerce insanı katleden Ustaşa’nın bile aklına gelmeyecek bir barbarlık!

Aşağıda o barbarlığın videosu yer alıyor:

Mostar Köprüsü sadece mimari bir şaheser değildi. Müslüman, Katolik, Ortodoks, Musevi ve hatta Ateistlere de kucağını açmış Mostar’da farklı etnik ve dini kökenden gelen insanları simgesel olarak birleştiren bir köprüydü ve Ustaşa’nın, faşist HVO’nun bu köprüye duyduğu nefretin nedeni de buydu!

Mostarlı Edisa Palikuça o günü şöyle anlatıyor:

“1993 Kasım’ında, Hırvatlar toplarını köprümüze çevirdiler, sonuncu köprüydü bu, ötekiler çoktan yok edilmişti. Ateş ettiler. Köprü yıkıldı. Kent, ister istemez ikiye ayrıldı. Ve Mostar ruhu nehrin sularında boğuldu.” (Palikuča, Edisa (1994) Mostar’ı Unutma, Varlık Yayınları, İstanbul)

Her ne kadar Bosna Savaşı’nda dikkatler 1425 gün süren ve 10600 kişinin katledildiği Saraybosna kuşatması ve 8372 kişinin öldürüldüğü Srebrenitsa Soykırımı’na çevrilmiş olsa da, savaşın trajedisinin iliklerine kadar yaşandığı Mostar da unutulmamalıdır.

“Mostar is still divided like Berlin”

“Mostar hala Berlin gibi bölünmüş durumda”

Bosnalı hip-hop grubu Dubioza Kolektiv’in “Open Wide” parçasında ifadesini bulan bir gerçeklik: Berlin birleşti ama Mostar hala bölünmüş durumda. (Şarkıyı aşağıdan dinleyebilirsiniz.)

Savaş sırasında Doğu ve Batı Mostar olarak bölünen kentin ortasında hala görünmez bir duvar var. Neretva ve Mostar Köprüsü Doğu Mostar’dadır. Kentin tarihi ve kültürel dokusu Doğu’da, ekonomik gelişimi ve refahı ise Batı’da kalmıştır.

Mostar Köprüsü 2004 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklendi ve bir yıl sonra da yeniden inşa edildi. Fakat kentteki ayrım ortadan kalkacak gibi değil.

Bu ayırımın en açık şekilde görüldüğü alanlardan biri de futbol.

Tam ismi HŠK Zrinjski Mostar (Hrvatski športski klub Zrinjski Mostar – Zrinjski Hırvat Spor Kulübü Mostar) olan takım Bosna’nın en eski kulüplerinden biri. 1905’te kurulmuş. Faşist Ustaşa rejimiyle işbirliğinden dolayı sosyalist Yugoslavya döneminde 1945-1992 yılları arasında kapalı kalmış.

Yugoslavya döneminde ise kentin, hatta bütün Hersek bölgesinin temsilciliğini Velež Mostar üstlenmiş.

Hem işçilerin hem de Tanrı Volos’un takımı: Velež Mostar

Velež Mostar efsanesi 26 Haziran 1922 yılında Mostarlı işçilerin RŠD Mostar’ı (Radničko športsko društvo: İşçilerin Spor Birliği) kurmasıyla başlıyor. Kulübün sol kimliği o tarihten kalma. Eski Yugoslavya’da futbol takımlarının armasında “kızıl yıldız” olması olağandır. Fakat Velež’in armasındaki “kızıl yıldız” Yugoslavya kurulmadan neredeyse çeyrek yüzyıl önce var.

1981 yılında kurulan taraftar grubun ismi de zaten “Red Army”

Takımın ismi ise Mostar’ın doğusunda uzanan ve Slav tanrısı Volos’a adanan dağdan geliyor.

Nazi işgali döneminde 77 Velež üyesi Partizan direnişinde hayatını kaybediyor ve savaştan sonra Velež efsanesi daha da güçlü bir yeniden doğuş yaşıyor. 1980-81 ve 85-86 yıllarında iki kere Yugoslavya Kupası’nı kaldıran, 1972/73 sezonunda Kızılyıldız, 1973/74 sezonunda Hajduk Split ve 1986/87’de Partizan’ın ardında lig ikincisi olup UEFA kupasına katılan Velež, 1974/75 sezonunda UEFA Kupası’nda önce Spartak Moskova’yı, sonra Rapid Wien’i, sonra Derby County’yi eledikten sonra çeyrek finalde Twente’nin 89. dakikada attığı golle eleniyor.

Yugoslavya’nın parlak takımı savaşla birlikte geriliyor ve savaş sonrası Bosna’da bir türlü o yılları yeniden bulamıyor. Hatta zayıf Bosna Premier Ligi’nde iki kere küme düşüyor.

Fakat iki yıl önce 100. yılını kutlayan Velež taraftarları için Velež bir futbol kulübünden daha öte bir anlam taşıyor.

Denis'le 26 Haziran 2022'de Mostar'da 100. yıl kutlaması yapıyoruz.

2021/22 Bosna Kupası

Bijeli Brijeg: Çalınan Stadyum

Savaş sırasında HVO Batı Mostar’ı ele geçiriyor ve Yugoslavya döneminde yasaklı kulüp Zrinjski de fırsattan istifade edip yeniden kuruluyor. HVO yeniden kurulan bu takıma Velež Mostar’ın efsanelerini yazdığı Bijeli Brijeg stadyumunu hediye ediyor.

Zrinjski de bu şekilde kirli tarihine bir sayfa daha ekleyip, Mostar’ın efsane takımı Velež Mostar’ın efsane stadyumu Bijeli Brijeg’e çökmüş oluyor.

2007/2008 yılları arasındaki saha araştırmam esnasında iki kere Mostar’da maça gittim ama ne yazık ki Velež maçına denk gelmedi, Mostar’ın diğer takımı Zrinjski maçlarına geldim ve Bijeli Brijeg’de iki maç izleme fırsatım oldu. Özgün bir stadyumdur. Sırtını aynı adı taşıyan dağa yaslayıp, karşıda Mostar’ı ve arkasındaki Velež Dağı’nı seyredebilirsiniz. 

Bijeli Brijeg'den Mostar ve Velez Dağı manzarası, 11 Mart 2007

Velež’in zamanında 15000 kişiye bile oynadığı şu an 7000 kişilik kapasitesi olan bu stadyumu Zrinjski bir kere bile tam doldurabilmiş değildir.  

Çaldıkları stadyumu dolduramayan bir avuç Zrinjski taraftarı. (Fotoğraf 2007 yılında: 17 yılda taraftar sayıları arttı ama yine de Velež tarftarına ulaşmaları mümkün değil)

Velež ise maçlarını 1999 yılında Mostar’ın merkezine 5-6 kilometre uzaklıkta Vrapčići’de inşa edilen 7000 kişilik Rođeni (Roceni) Stadyumunda oynuyor. 

Vrapčići’deki Rođeni Stadyumu (FK Velez Mostar websitesi)

Doğu – Batı / Zrinjski - Velež

Böylesi bir hikayenin ardında iki takım arasındaki rekabetin de oldukça ateşli olduğunu söylemeye bile gerek yoktur sanırım.

Rakibi Velež Mostar’ın stadyumunu çalan Zrinjski’nin bir diğer özelliği de takımda çoğunlukla Katoliklerin oynaması. Genellikle dini bağnazlıkla hırsızlık bir arada paket halde gelir zaten.

Velež ise her ne kadar Boşnak ağırlıklı bir taraftar kitlesine sahip olsa da kendisini tek bir milliyetle tanımlamaktan kaçınan bir taraftar grubuna sahiptir. Velež taraftarlarının sadakati Mostar’a ve Mostar’ın biricik efsane takımınadır.

Kentin ortadan ikiye ayrılmış olması sadece Velež-Zrinjski çekişmesiyle sınırlı değil.

Hiç alakasız bir futbol maçında da Mostar’da ortalık cehenneme dönebilir.

Mesela 2006 yılında Dünya Futbol Şampiyonası’nda oynanan Brezilya-Hırvatistan ve 2008’deki Avrupa Futbol Şampiyonası’nda oynanan Türkiye-Hırvatistan maçları sonrasında Mostar’da ortalık savaş alanına dönmüştü. 

O tarihlerde bloga yazdığım haber için burayı tıklayın.

Küçük kent – Başkent çekişmesi

Mostar’daki tek futbol rekabeti Velež ve Zrinjski arasında değil. Velež’in bir de Saraybosna takımlarıyla çekişmesi var. Bu tarz bir çekişmeye zaten bütün ülkelerde rastlanır. Mostar’la Saraybosna arasında tarihi bir çekişme de zaten var.  Adriyatik’in en önemli ticaret merkezlerinden Dubrovnik’e çok yakın olan ve Batı Balkanlar’la Dubrovnik limanı arasındaki ticari yolların geçtiği Mostar ile bölgenin idari ve siyasi gücünü her zaman elinde tutmuş olan Saraybosna arasında, izleri günümüzde dahi hissedilen bir rekabet vardır.

Bu biraz tatlı bir rekabettir ama. Düşmanlığa varan bir fanatizme nadiren rastlanır.

Zeljeznicar – Velež

Benim gözlemleyebildiğim kadarıyla Velež – Zeljeznicar maçlarında bu rekabet daha bile yumuşak geçer.

Geçen hafta sonu Grbavica’da oynanan maç da biraz böyle bir atmosferde geçti. Aslında her iki takım için de önemli bir maçtı ama skor ne olursa olsun her iki takımın da klasmandaki yeri değişmeyecekti. Zeljeznicar yenerse, ki yendi, yine dördüncü olacaktı ama ilk üçle puan farkını açmamış olacaktı ve dolayısıyla UEFA Konferans Ligi şansını kaybetmeyecekti. Velež ise kazansaydı düşme potasından biraz daha uzak duracaktı.

Maça girmek zor olmadı. Daha önce haberleştiğim birkaç taraftar sayesinde Velež tribününden maçı izleyebildim. Yaklaşık 200 Velež taraftarı kendisine ayrılan bölümün hemen hemen tamamını doldurmuştu ve maç boyunca da susmadılar. Özellikle golleri yedikten sonra inadına daha yüksek sesli tezahürat yapmaları takdire şayandı.

Grbavica'daki Velež taraftarları, 10 Kasım 2024

Bir ara Mostar Köprüsünün yıkılmasının 31. Yılı sebebiyle Velež taraftarları Kemal Monteno’nun Mostar Köprüsü’nün yıkılmasıyla özdeşleşen “Stari” şarkısını söyledi:

"Ja pogođen nisam, ni umro, ni pao,

Samo sam morao skočiti dole..."

“Vuruldum ve ne öldüm ne de düştüm,

Sadece aşağı atlamak zorunda kaldım”

Şarkının tamamı için aşağıdaki videoya tıklayabilirsiniz.

Maçın ilk dakikalarında Zeljo baskılıydı ama 10. Dakikadan sonra Velež önce dengeyi kurdu ve daha saldırgan, daha atak oynamaya başladı. Fakat Zeljo’ya gol atmak zor. Ligin en az gol yiyen ikinci takımı. Velež baskıyı arttırdıkça ve gol atamadıkça enerjisini tüketeceğini, kondisyonunun ikinci yarıyı çıkartamayacağını ve Velež’in bu maçtan farklı mağlubiyetle ayrılabileceği ihtimalini düşündüm. Nitekim başkentin diğer takımından Saraybosna’da 4 gol yemiş bir takım…

Tam da bunları düşünürken 33. dakikada çok gereksiz bir faulden sonraki serbest vuruşun ardından Zeljo’nun ilk golü geldi ama VAR’la ofsayt gerekçesiyle iptal edildi.

Gol iptal olunca Velež oyuncuları biraz daha şevke geldi ama çok net birkaç pozisyonu harcadılar. İkinci yarıda 63. dakikada bir dönem Standard Liege ve Hapoel Tel Aviv’de oynayan Karadağlı Aleksandar Boljevic’in ayağından bir gol kazandı Zeljo. Tahmin ettiğimiz gibi Velež oyundan düştü ve 84. dakikada Zeljeznicar’ın kazandığı penaltıyı kaleci Süleyman Krpiç gole çevirdi. Maç bu şekilde biter diye beklerken Velež Brezilyalı oyuncusu Elzio Lohan Alves Lucio ayağından 90+2’de bir gol kazanarak mağlubiyeti “onurlu bir mağlubiyet”e dönüştürmüş oldu.

Maç özeti için:

Bu da Mostarlıların gözünden maçın özeti:

Eski bir tanıdık: İrfan Buz

Velež’in bu sezon benim için ayrı bir önemi var. 2014/15 sezonunda bir dönem Gençlerbirliği’ni de çalıştıran İrfan Buz şu an Velež Mostar’ın menejeri. Boşnak asıllı olduğu için Bosna medyasına demeçlerini Boşnakça veriyor. Maçtan sonra da beni kırmayarak Gençlerbirliği kaşkolüyle fotoğraf çektirme inceliğini gösterdi.


GÖZTEPE bu hikayenin neresinde?

Saraybosna’ya 125 km, yaklaşık 2 saat mesafedeki Mostar, tarihi, kültürü ve de Akdeniz iklimiyle yaz aylarında bir sayfiye yeri gibidir. Deniz kenarı değildir ama Saraybosnalıların Adriyatik sahillerine giderken mola verdikleri bir uğrak yeridir. Bosna’nın en sıcak yeridir.

Denize kıyısı olmasa da, tatil yerlerine yakınlığı ve daha da önemlisi Mostarlıların keyfe düşkün hedonizmiyle Mostar bu yönüyle biraz İzmir’i andırır. Mostarlılar da en az İzmirliler kadar rahatlarına düşkündür ve işleri aceleye getirmezler.

İzmir’e benzer bir biçimde, Mostar’da da güçlü ve özgün bir yerel kültür vardır. Hersek kimliği ve Mostar’a aidiyet Mostarlılar için çok önemlidir ve aynı İzmirlilerde olduğu gibi, yerel kimliğin bu kadar güçlü olmasına rağmen “diaspora” kimlikleri pek yoktur.

1922’de kurulan Velež Mostar da 1925’te kurulan Göztepe gibi şanlı bir tarihe sahiptir. Günümüzde büyük başarıları olmasa da her iki takım da bu şanlı tarihiyle ve kendilerini hiçbir zaman yalnız bırakmayan taraftarlarıyla Bosna futbol kültüründe ayrıksı ve takdire şayan bir yere sahiptir.

Göztepelilerin fanatizmini biliriz. Mostarlılar da fanatiklikte Göztepelileri aratmaz. Öyle ki üç sene önce bir maç esnasında hakemi dövmek için sahaya atlamışlıkları, gazlarını alamayıp hakemin otomobilini yakmışlıkları vardır.

"Yeşil sahada dehşet anları! Hakemi diri diri yakıyorlardı" haberi için tıklayın.


Bunları düşününce insan şu soruyu sormadan edemiyor: Her iki sarı-kırmızılı kulüp neden “kardeş takım” olmasın? Zaten halihazırda Mostar ve İzmir iki kardeş şehir. Bu kardeşlik futbola niye taşınmasın?


Aynı renklere sahip bu iki arma birbirlerine yakışmıyor mu?

Göztepeli dostların dikkatini çekmek isterim.








2 Aralık 2022 Cuma

 

Saraybosna Demirspor (Željezničar) – Konyaspor

Stadyum: Grbavica / Saraybosna

Tarih: 29 Kasım 2022 – 18.00

Bu bloğa uzun zamandır yazı eklemiyorum. 2007 yılında bu sayfayı açmamın nedeni “Saraybosna’da futbol taraftarlığı” üzerine yürüttüğüm doktora tez çalışmam esnasında ara sıra akademinin dışına çıkarak rahat rahat yazabileceğim bir mecra yaratmaktı. Bir dönem Türkiye’nin sürekli Bosna-Hersek’le aynı eleme gruplarında eşleşmesiyle, blogdaki yazılar da daha çok Bosna-Hersek ulusal takımı üzerine yoğunlaşmıştı. Yani bloğun ekseni, istemeden de olsa Bosna liginden çok ulusal takıma kaymıştı. Sonra ise zaten mevzudan tamamıyla uzaklaştım ve Bosna futbolu ilgim senede bir ya da iki maç seviyesine kadar düştü.

Şansıma son 10 yılın en önemli maçlarında Saraybosna’daydım. Savaşta hasar gören aydınlatma sisteminin yeniden inşa edilmesinden sonra 22 Nisan 2009’daki ilk gece maçında Grbavica’daydım. 1 Nisan 2017’de de Grbavica’nın Doğu Tribünü’nün (Istok) açıldığı ilk maçta da stadyumdaydım. Söz vermeyeyim ama bu maçlara ilişkin birkaç notumu daha sonra paylaşabilirim. Hatırladığım kadarıyla…

Geçen yıl Željezničar’ın 100. Yıl kutlamalarına ise ne yazık ki katılamadım. Evde Covid belasıyla cebelleşirken hüzünlü gözlerle Grbavica’nın ışıklarına bakmakla yetinmek zorundaydım.

Çalışma odamın penceresinden Grbavica.

Son zamanlarda Bosna futbol kültürüne yeniden eğilmemi sağlayan bazı gelişmeler oldu. Yaz sonunda Tanıl Bora’dan bir mesaj geldi: “Toplum ve Bilim için Katar’daki Dünya Kupası ile ilgili bir şeyler yazar mısın?” deyince tabii ki kıramadım. Kıramamak ne kelime! Adeta "atladım" diyebilirim. “Futbol kültürü”nü yeniden ciddiye almamı sağlayan süreç böylece başlamış oldu. Eylül sonunda Zagreb’teki bir konferans’ta “Bosna kadın futbolu” üzerine çevrimiçi bir sunum hazırladım. Sosyal medyada bunun duyurusunu yapınca birkaç arkadaş beni Bosna futbolu üzerine çalışmalarımı yeniden başlatmam için yüreklendirdi.

Tezim için bir senelik alan araştırmamı bitirmemin üzerinden neredeyse 15 yıl geçmişti ve geriye dönüp baktığımda bu konuda benden sonra dikkat çeken bir çalışma yapılmadığını da fark ettim. 15 senede Bosna futboluna zaman harcayacak başka manyak çıkmamış. Ben de Bosna futbol kültürüne biraz da retrospektif bir bakış açısıyla yeniden eğilmemin kimseye bir zararının olmayacağını düşündüm. Üstelik bu sefer “tez” gibi bir zorunluluğum da yok.

Neredeyse Güz aylarının tamamını Türkiye’de geçirdikten sonra, Saraybosna’ya gelir gelmez alan coşkumu tazelemeye karar verdim.

Sosyal medya hesaplarıma bakarken Željezničar’ın resmi Twitter hesabından bir duyuruyla karşılaştım: 30 Kasım’da Konyaspor’la bir dostluk maçı varmış. İşte, alan araştırmama yeniden başlamak için fırsat!

15 sene sonra yeniden bir etnograf edasıyla Grbavica’nın yolunu tuttum. Aslında bu zaman aralığında birkaç kere Grbavica’ya gitmişliğim var. Sonuçta semtimizin takımı…

Grbavica'daki ilk maçım ve çektiğim ilk fotoğraf. 3 Mart 2007, Zeljo: 6 - Posuşje: 1.


Konyaspor maçı Željo’nun bir Türk takımına karşı oynadığı dördüncü maç ve dört maçın dördü de dostluk maçı. İlk maçı Adana Demirspor’a karşı 1953’de oynamışlar ve 4-1 galip gelmişler. Yaşasın demirsporların kardeşliği! 1965 yazında İstanbul turnesine çıkıp Galatasaray’la 0-0 berabere kalmışlar, Beşiktaş’ı da 1-0 yenmişler. Evvelki akşamki maçta ise Konyaspor’a 2-1 yenildiler.


Maçın ilk dakikalarında Konyasporlu futbolcuların zeminle oldukça zayıf bir ilişki kurdukları gözden kaçmadı. Maç saatinde iki dereceyi bulan sıcaklık “gizli buzlanmayı” işaret ediyordu ve Konyasporlu futbolcular sürekli kayıp düşüyordu. “Yahu kardeşim Antalya’dan mı geldiniz?” diye kendi kendime söylenirken çabuk toparladılar ve yedinci dakikada ilk ciddi gol pozisyonunu buldular. Hemen ardından sekizinci dakikada Konya ilk golü Iche Ikpeazu ile buldu. Dokuzuncu dakikada Željo’nun Brezilyalısı Santos soldan güzel bir driplingle geldi ama son vuruşu kötüydü. 11. dakikada Hırvat oyuncu Paviçiç’le Konya farkı ikiye çıkardı. Buna 21. Dakikada Željo Haydareviç’le yanıt verdi. Željezničar resmî Youtube hesabında paylaşılan 14 dakikalık videoda bu golün ne kadar enteresan bir gol olduğunu izleyebilirsiniz.


Maçın geri kalan 70 dakikası, özellikle de son yarım saati müthiş sıkıcıydı. Havanın soğuk ve puslu olması da etkili olmuş olabilir. Gerçi son dakikalarda bir hareketlenme oldu ama ne futbolcuları ne de tribünde donmak üzere olan bizleri ısıtmaya yetmedi. Hakem insaflı davrandı ve tam 90. dakikada maçı bitirdi. Bir saniye bile ek süre koymadan…

Belki ilk 20 dakika dışında futbol adına çok parlak bir maç değildi ama duygusal ve güzel anlar yaşandı. Konyaspor’un Boşnak asıllı iki oyuncusu İbrahim Şehiç ve Amir Hacıahmetoviç oyundan çıkarken tribünlerden bol bol alkış ve tazahürat aldılar. Futbol kariyerlerinin ilk basamaklarını Grbavica’da atan Şehiç ve Hacıahmetoviç “Željonun çocukları” diye anons edildi. 1997 Danimarka doğumlu Hadziahmetoviç Nexo’da top oynamaya başlamış ve son iki yılı A takımda olmak üzere 2009-2016 yılları arası tam yedi sene Željo’da ter dökmüş. 1988 doğumlu kaleci Şehiç ise Željo’da futbola başlamış ve 2007-2011 yılları arasında Željo’da oynamış. Hacıahmetoviç 2009/10’da, Şehiç de 2014/15’teki şampiyon kadroda yer almış.

Tribünlere gelince…

Yukarıda dediğim gibi, 2007 yılındaki alan çalışmam sırasında tek bir istisna dışında Grbavica’daki bütün maçları Željo’nun efsane taraftar grubu Manijaci (Manyaklar) ile birlikte güney tribününde (Jug’da) izlemiştim. Aslında “maçları izlemiştim” yanlış bir ifade olur. Maçları izleyenleri izlemiştim desem daha doğru. Tek istisnası ise güney tribünün kar altında olmasından dolayı Manijaci’nin kuzey tribününde (Sjever) izlediği maçtı.

Tezimi verdikten sonra ise bir aile babası olarak “pabuçari”, yani “terlikçiler” olarak tabir edilen orta yaş seyircilerle birlikte Sjever’de izlemiştim. Madem alan araştırmasına yeniden başladım, o zaman Jug’a dönmem gerekiyordu. Jug’da hepi topu 100 kadar taraftar vardı. Tribünü birkaç defa turladım ve eski taraftarlardan kimseye rastlayamadım. Asıl taraftar kitlesi ise yeni açılan doğu tribünü İstok’taydı. Belki de 15 sene önce Jug’da olan taraftar yaş aldıkça hır-gürün daha az olduğu Istok’u tercih etmişti. İlerleyen maçlarda Istok’u da bir deneyimlemek lazım.

Yeni açılan İstok tribünü

Elbette ki dostluk maçı olmasından dolayı taraftarın performansı oldukça düşüktü. Maç başlamadan önce stadyumun hoparlörlerinden Željezničar’ın alamet-i farikası Tifa’nın meşhur şarkısı “Grbavica” çalarken güzel bir ambiyans yaşandı ama maç boyunca Grbavica hemen hemen sessizdi.



Tifa'dan Grbavica'yı dinlemek isterseniz şuradan bakabilirsiniz:


Bu arada şeref tribünün olduğu Zapad (Batı) tribünde on kadar, Istok’ta da 20 kadar Konyaspor taraftarı dikkatimi çekti. Muhtemelen Saraybosna’daki Türk öğrencilerdi. 

UEFA stadartlarına uyacak diye bu şirin lokomotifin stadyum duşına atılmasını bir türlü sindiremiyorum.


11 Kasım 2011 Cuma

ZELJEZNICAR – BOSNA HERSEK MİLLİ TAKIMI (8 Kasım 2011)

PORTEKİZ’E HAZIRLIK...

Son iki üç yıldır bayram tatillerinde Balkanlar’a Türkiye’den turist akını gerçekleşiyor. Uygun turlarla onbinlerce turist Türkiye’den Balkanlar’a akıyor. Özellikle bayram tatillerinin Sonbahar’a gelmesi sayesinde hem bölgedeki otel sahiplerinin yüzü gülüyor, hem de sezon dışı olmasından dolayı fiyatların düşüklüğü bu turları daha da cazip hale getiriyor. Temel olarak üç farklı güzergâh var: Birincisi Balkan Tunası. Romanya’dan başlayıp Belgrad’a kadar bir Tuna gezisini içeriyor. İkincisi “Elveda Rumeli” gezisi. Çoğu zaman Selanik’i de içine alan, Üsküp, Ohri, Manastır gezileri. Üçüncüsü Karadağ’da başlayıp Adriyatik kıyılarını takip ederek Dubrovnik’e ulaşan, oradan Poçitel, Blagay ve Mostar istikametiyle Saraybosna’ya uzanan bir tur. Geçen sene bu güzergâhı takip eden yaklaşık 10.000 Türk turist, o mevsimde başka uluslardan turistin olmadığı Dubrovnik’i “işgal etmişti”. Bu turistik “işgal” bol tarihî ironi sosuyla Hırvat gazetelerine yansımıştı.

Bu sene bu turistik işgal ordusuna kuzenlerim de katıldı ve böylece Saraybosna’yı da ilk defa görme şansını yakalamış oldular. 8 Kasım Salı öğle vakitlerinde Saraybosna-Başçarşı’da kahvelerimizi yudumlarken Zeljeznicar tribünlerinin en tanıdık simalarından Alen’i gördüm. İsmini zikretmekte sakınca görmüyorum, çünkü “Frontline Football” belgeselinin Bosna – Sırbistan maçıyla ilgili olan bölümünde boy gösteren Alen Ramiç Zeljo taraftarları arasında belki en medyatik olanı. (Belgeseli buradan izleyebilirsiniz) En medyatik olup olmadığı konusunda emin değilim ama sürekli spor çantasıyla gördüğüm Alen en sportif taraftardır.

Çarşı’da yine spor çantası ve eşofmanlarıyla Alen’i gördüm. Bana akşamki maça gelip gelmeyeceğimi sordu. Tezimi bitirdikten sonra uzun süre maçlardan elimi ayağımı çekmiştim ama bu sezon yine, yeniden Bosna ligini takip etmeye başlamıştım ve akşam maç olduğundan haberim yoktu. Lig maçları Bosna-Portekiz maçı nedeniyle ertelenmişti ve bu hafta kupa maçı da yoktu. Alen konuya açıklık getirdi: Bu akşam 18.00’de Grbavica Stadyumu’nda Zeljeznicar’la Bosna Hersek A Milli Futbol Takımı hazırlık maçı yapacaklarmış. Hem Zeljeznicar’ın 90. Yıl kutlama etkinliği hem de Bosna-Portekiz maçı öncesi bir hazırlık maçı niteliğinde bir maç.

Koyu Boluspor taraftarı kuzenim ilgisini çekti ve maça gitmeye karar verdik.
Bütün gün “turistik”yürüyüş yaptığımız için akşam üzeri hayli yorgunduk ve hiç de maça gidecek hâlimiz yoktu, fakat Doğan (kuzenim) bu fırsatı kaçırmak istemedi. Eve yürüyerek 20 dakikalık mesafede olan maça gitmeye karar verdik. Gündüz Tito Bulvarı’ndaki pazar yerinden aldığımız Bosna-Hersek formalarını giyip yola çıktık. Hava gündüz çok soğuk değildi ama Saraybosna geceleri adamı titretir. Buna uygun olarak da formanın üzerine kalın bir şeyler giymeyi ihmal etmedik tabii.

TM87’nin mekânı Grbavica Jug’dan (Grbavica Güney tribünü) biletlerimizi aldık. Maça beş dakikalık gecikmeyle girdik ve bu ilk beş dakikalık dilimde çok şey kaçırmışız. Kuzenim bir hazırlık maçına bu kadar çok seyirici geleceğini tahmin etmiyordu. Stadyum tıklım tıklım doluydu. Kuşkusuz bunda Grbavica Stadyumu’nun tam da Grbavica mahallesinin ortasında, apartmanların hemen yanıbaşında olmasının payı yok değil. Yandaki fotoğrafta bu ilişki daha net bir şekilde görülür zaten. (Fotoğraf: worldfootball.net) Elbette, Zeljeznicar taraftarının ateşi de stadyumun tıklım tıklım olmasına katkıda bulunuyordu.



Stadyuma girdiğimizde korografi gösterisinden arda kalan karton parçaları yerlerdeydi ve yakılan meşalelerin oluşturduğu sis hâlâ dağılmamıştı. Üstelik dördüncü dakikada Vedad İbişeviç’in golünü de kaçırmıştık. Güney tribününde oturacak yer olmayınca, kale arkasının tam ortasındaki basamakların en altından maçı izlemeye başladık. Bir kaç taraftar bana Zeljeznicar - Maccabi maçında Medjunjanin’e nasıl sövdüklerini anlattı, ki bunu o maçla ilgili izlenimlerimde yazmıştım. (Bkz. Zeljo – Maccabi)

Maç gerçek anlamıyla “dostluk maçı” havasında geçiyordu. Bosna-Hersek ulusal takımı yine İbişeviç’in ayağından 38. dakikada ikinci golü de buldu. Fakat buna Zeljo 40. dakikada Beşliya’nın golüyle yanıt verdi.

İkinci devrede kuzenle beraber oturacak yer arayışına girdik. Lâkin, dikildiğimiz yer tam da fanatiklerin bulunduğu yerin alt tarafındaydı ve tezahürat sırasında ağızlardan saçılan tükürüklerden biz de nasibimizi alıyorduk.

İkinci devre daha çok taktik savaşı şeklindeydi. Edin Dzeko’lu Bosna bol bol pozisyona girdi ama pozisyonlardan yararlanamadı. Bosna futbolunun en keyifli tarafı da budur zaten. Orta sahaları bile hayli ofansiftir ve bol bol pozisyona girerler. Orta sahanın ortası kullanılmaz. Arkası ve önü kullanılır. Bu haliyle sürekli mücadelenin ön planda olduğu, izlemesi keyifli bir maçtı. Kuzen için bu keyif sigara içmenin serbest olmasıyla iki katına çıkmıştı.

11 Kasım’daki Portekiz maçını düşünen Bosnalı milliler ikinci yarıda maça fazla asılmadı. Zeljo daha diri bir görünüm sergiledi ama Bosna-Hersek mili takımıyla Zeljeznicar’ın kalitesi arasındaki fark tartışılamaz bile. İkinci yarıda gol olmamasına rağmen güzel bir futbol izledik. Yugoslav futbolunun kendi gitmiş adı kalmış güzelliklerinden örnekler bile izleyebildik. Çapraz paslar, hatta uzun çapraz paslar, ince bilek hareketleri ve Yugoslav faulu.

Bu Yugoslav faulundan nefret edenleri anlayamam bir türlü. İzlemesi keyifli futbolun garatisidir Yugoslav faulu. Rakip sahaya korkusuzca gitmenin emniyet sübabıdır. Rakip takımın Yugoslav faulunu engelleyebilmek için tek yapması gereken bu taktiği uygulayan takım gibi ofansif bir oyun kurgulamasıdır. Topu rakipten kapan oyuncu ne kadar çabuk ayağından çıkarırsa o kadar iyi. Topu çabuk çıkarabilmek için de tabii ki ileride adamınızın olması lazım. Yani onbir oyuncunun onbirini de kendi sahanıza hapsederseniz, topu kaptığınız anda daha dağıtamadan indirirler sizi.

Bir de bu topu kaptırmaya müsaade etmeyecek, gelen tekmeleri incelikle savuşturabilecek teknik ayaklar ise candır.

Maçta tam 85 dakika boyunca taraftarlar Bosna’yı değil, Zeljeznicar’ı destekledi. Farklı bir şey beklemiyordum. Ama en azından son beş dakika milli takımlarını unutmadılar...

10 Kasım 2007 Cumartesi

BOSNA’DA İŞLER KARIŞIK

(Four Four Two Türkiye baskısının Haziran 2007 sayısında yayınlanmıştır)

24 Mart akşamı kent merkezinde bir Türk lokantasında Yunanistan–Türkiye maçını izlemek için hazırlıklarımı yaparken bir yandan da göz ucuyla Oslo’da oynanan Norveç–BiH (Bosna-Hersek) maçını izliyordum. Maç henüz başlamışken ateşli Bosnalı taraftarlar birdenbire onlarca meşaleyi yakıp ortalığı dumana boğdular. Arada bir meşaleleri yakıp sahaya atarak oyunu durdurmak Balkanlar’da gelenektir. Sahaya sürekli atılan meşaleler yüzünden tamı tamına otuz beş dakikalık bir duraklamanın antropolojik gözlemlerle açıklanamayacak başka türlü nedenleri vardı. Tribünlere baktığımda “NFSBIH=MAFIA” pankartı dikkatimi çekti. Bosnalı taraftarların hareketi NFSBiH’i (Nogometni/Fudbalski Savez Bosne i Hercegovine – Bosna-Hersek Futbol Birliği) protesto etmeye yönelikti.

Haftalık “Dani” dergisi yazarlarından Boro Kontić enerji, tekel ve telekomünikasyon sektöründen sonra BiH’te paranın döndüğü alanlardan birisinin “futbol” olduğunu söylüyor. Dolayısıyla, BiH’in en önemli siyasi yapılarından biri NFSBiH. Genelde Bosnalı futbol taraftarları NFSBiH başkanlarına ve yönetimlerine çok da sempatik bakmazlar. Oslo’daki olaylara kadar uzanan taraftar-NFSBiH ilişkilerine değinmeden önce BiH’te futbolun kurumsal gelişimine kısaca bakmakta fayda var.

Futbolseverler hatırlayacaktır; futbolcuların çoğunun yurtdışına gittiği kuşatma yıllarında Saraybosna’da kalan futbolcularla UNPROFOR arasında Mart 1994’te oynanan ve Saraybosna karmasının 4-0 galip geldiği maç herkesin ilgisini çekmişti. 1995 yılında imzalanan Dayton Anlaşması ile birlikte BiH’in yeniden yapılanması sürecinde NFSBiH ilk kurulan kurumlardan birisiydi. Fakat, NFSBiH’in UEFA ve FIFA tarafından tanınması ancak RS takımlarının da BiH futbol ligine katılmasıyla 2002 yılında gerçekleşmiştir. Bu takımlar daha önce Sırbistan-Karadağ liglerinde yer almaktaydı. NFSBiH Bosna futbolunda entegrasyonu sağlamış olsa da günümüzde Bosna-Hersek futbol liginde özellikle taraftarlar arasında ayrılıklar göze çarpmakta. Elbette ki bunun nedenlerinden birisi etnik farklılıklar. Onaltı takımdan oluşan BiH Premier Ligi’nde beş takım RS’nden geliyor. BiH Federasyonu’ndaki takımlardan dördü Hırvat, yedisi ise Boşnak takımları olarak biliniyor. Etnik kökene bağlı olarak ortaya çıkan bu ayrım özellikle daha önce Saraybosna’nın köyü olan bugün ise RS sınırları içerisindeki tanımıyla ismi Istoćniy Sarajevo (Doğu Saraybosna) olarak bilinen Lukavica ‘nın takımı Slavija ile Saraybosna’nın takımları arasında oynanan maçlarda ortaya çıkıyor. Taraftar sayısı kısıtlı olan Slavija’nın Saraybosna’da oynanan maçlarında olay çıkmasa da, en az bin taraftarla Lukavica’daki maçlara çıkarma yapan Saraybosna takımları Željezničar (Okunuşu: Jeljezniçar – taraftarlar arasında “Željo” olarak bilinir) ve Sarajevo’nun Slavija ile oynadığı maçlarda ise mutlaka olaylar çıkıyor. BiH futbol liginde etnik kökene bağlı olarak varolan en dramatik ayrım ise Mostar’da yaşanıyor. Bosnalı hip-hop grubu Dubioza Kolektiv’in de ifadesiyle Berlin duvarının bile yıkıldığı Avrupa’da, zümrüt yeşili rengiyle akan Neretva ırmağı tarafından doğu (Boşnak) ve batı (Hırvat) olarak bölünmüş tek kenti olan Mostar’ın iki takımı Zrinjski ve Velež arasındaki rekabetin temel kaynağı etnik bölünme. Velež’in taraftar grubu Red Army’nin üyeleri Adnan, Denis ve Arnis ile yaptığım görüşmede her üçü de Hırvat kimliğiyle ön plana çıkan Zrinjski takımının karşısında Velež’in “Müslüman” (ya da Boşnak) kimliğiyle tanınması çabasına başta Red Army olmak üzere Velež taraftarlarının karşı çıktığına dikkat çekiyor. Takımların “etnik” kimliklerle tanınmasına karşı mücadelenin özellikle “Boşnak” (ya da Müslüman) olarak bilinen takımlarının taraftarları tarafından yürütüldüğünü belirtmek gerekiyor. Zaten, Boşnak olarak bilinen takımların “Boşnak” kimliğini belirten özel ibarelere rastlamamız pek de mümkün değil. BiH liginde RS’ten gelen takımlar Sırp takımları olarak biliniyor, flamalarında Hırvat damalı ulusal amblemi olan ve çoğu “Hırvat Spor Kulübü” olarak tanımlanan Hırvat takımları dışında geriye kalan takımlar “Boşnak” olarak biliniyor. Bu arada Hırvat takımlarının maddi olarak güçlü olduklarını, Sırp olarak bilinen takımların Sırbistan’da kadroya giremeyen futbolcuları kiralık oynatmak için getirmekte zorlanmadıkları biliniyor.

Bosna futbolundaki tek ayrımın etnik temelli olduğu gibi bir düşünce yanıltıcıdır. Türkiye’deki Bizans-Anti-Bizans benzeri bir husumet BiH’te de yaşanıyor. Bosna liginde oligarşik bir yapılanmadan bahsedemesek de, kentler arasında, daha doğrusu Saraybosna ve diğer kentler arasında önemli bir husumetin varlığından bahsedebiliriz. Saraybosnalılar, başkent dışında kalan Bosna’yı Palanka (Taşra) tanımıyla aşağılarken, taşrada yaşayan Bosnalılar ise gelişmiş Saraybosna’ya karşı pek de dostça duygular beslemiyorlar. Bu durum futbola da yansıyor. Özellikle Zenica’nın takımı Čelik ile Saraybosna takımları arasında oynanan maçlarda ölümle bile sonuçlanan kanlı çatışmalar çıkabiliyor. Hem Željo’nun hem de Čelik’in “Boşnak” olarak bilinen futbol takımları olduğunu da belirtmek gerekiyor. Mostar-Saraybosna ayrımı ise daha farklı bir karaktere sahip. İster Hırvat kimliğiyle bilinen Zrinjski olsun, isterse Boşnak kimliğiyle bilinen Velež olsun, Mostar takımlarının en önemli rakibi her zaman için Saraybosna takımları olmuş.

Saraybosna’da Željezničar ve Sarajevo arasındaki rekabet ise ne etnik kökenli, ne de kent-kır (taşra/çevre-merkez) kökenli. Yugoslavya’nın birçok kentinde “Željezničar” ismiyle kurulmuş spor kulüpleri bulabilmek mümkün. “Željezničar” güney Slav dillerinde “demiryolu” anlamına geliyor ve bizdeki Adana Demirspor, Ankara Demirspor ya da Eskişehir Demirspor benzeri takımların arasında en ünlüsü. Saraybosna’nın Grbavica mahallesinde 1921 yılında demiryolu işçileri tarafından kurulmuş olan Željezničar kulübü. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce üstün teknik yeteneğe dayanan Tuna Ekolü’nün temsilcisi olan Yugoslav futbolunun Tito dönemindeki patlamasından Bosna-Hersek de payını aldı. Üstün teknik kapasiteye futbolcuların artan kondisyonu ve modern antrenman yöntemleri ve yeni oyun taktikleri eklenince ortaya adeta bir “futbol fabrikası” çıkmıştı. Sosyalist dönemde Yugoslavya’nın her yerinde yeni spor kulüpleri açılmaya başlandı. Bunlardan biri de Sarajevo idi. Parti yöneticilerinin etkin olduğu bu süreçte 1946 yılında kurulan Sarajevo futbol kulübünün başarısı için atılan adımlardan ilki kentteki diğer takımın, yani Željezničar’ın en iyi oyuncularını Sarajevo saflarına katmak oldu. O günden beri mavi-beyazlı Željezničar’la, bordo-beyazlı Sarajevo arası pek de sıcak olmamıştır. Sarajevo Bosna’nın Yugoslav futbolundaki temsilcisi payesine erişmiş. Nitekim Sarajevonun iki, Željo’nun ise sadece bir tane Yugoslav ligi şampiyonluğu var. Bosna-Hersek liginde ise Željo üç kere Sarajevo ise sadece bir kere şampiyon olabilmiş. 1980’li yılların sonunda Yugoslavya’da kurulan taraftar grupları furyasına Bosna-Hersek’teki takımların taraftarları da katılmışlar. Hem Sarajevo taraftar grubu Horde Zla (şeytanlar ordusu) hem de Željezničar taraftar grubu Maniaki (çeviriye gerek görmüyoruz) 1987 yılında kurulmuş. Taraftar grupları kurulmadan önce Sarajevo taraftarları Pitari, Željezničar taraftarları ise Košpicari (okunuşu: koşpitsari) olarak anılırmış. Pitari “börekçi” anlamına geliyor. Yani börekçi dükkanı olan, geliri iyi, iyi model bir arabası, güzel bir evi olan anlamında kullanılıyor. Košpicari ise “çekirdekçi” demek. Bizdeki ”çekirdekçi” imajından farklı olarak, Košpicari ucuz spor giysilerle dolaşan, ufak tefek yasadışı işlerle yolunu bulmaya çalışan, ucuz olduğu için sürekli çekirdek çitleyen kişi anlamına geliyor. Günümüzde Sarajevo taraftarları için “pitari” hala kullanılsa da, Željezničar taraftarları için “košpicari” belki içerdiği olumsuz anlamdan dolayı, belki de artık Željezničar taraftarlarının Sarajevo taraftarlarına göre daha varlıklı ve eğitim düzeyi yüksek bir görünüm sunmasından dolayı pek rağbet görmüyor.

Željezničar son yıllarda yaşadığı iktisadi kriz nedeniyle Bosna-Hersek ligindeki eski günlerini özlüyor. Sezonun ilk devresini sondan dördüncü sırada tamamlayan mavi-beyazlılar ikinci devrenin ilk maçında Posušje karşısında aldıkları 7-1’lik galibiyetin verdiği hırsla daha da yukarılara tırmandılar. Hatta Saraybosna derbisinde Sarajevo’nun stadı Koševo’da oynanan maçı Saraybosna’nın attığı son dakika golüyle kaybettiler. Fakat, Željo’nun son yıllardaki bu zayıf durumu Maniaki’yi etkilemiş görünmüyor, bilakis sanki takımları şampiyonluk mücadelesi veriyormuş gibi her maçta olanca güçleriyle desteğe devam ediyor. Hatta kimi zaman şampiyonluk mücadelesi veren ve bu yazı yayınlandığında büyük ihtimalle şampiyonluğunu ilan etmiş olan Sarajevo taraftarlarından bile daha büyük bir destek bulabiliyor Željo. Bunun en önemli sebebi Željo’nun taraftarlarına sadece futbol değil, Sarajevo’ya nazaran daha net bir kimlik vaat etmesi.

Željezničar maçlarını Grbavica (Gırbavitsa) mahallesindeki aynı adlı stadyumunda oynuyor. Grbavica Stadyumu kentin en büyük ve önemli mahallelerinden birinin tam da ortasında yer almasıyla sadece maç saatlerinde değil, maç dışı günlerde ve saatlerde de stadyumun altında yer alan, market, hırdavat dükkanı, börekçi ve restoran gibi dükkanların varlığı sayesinde işlevselliğini koruyor. Dahası, stadyum apartman bloklarının tam da ortasında yer almasıyla mahalle sakinleri tarafından sahiplenilmiş durumda. Öte yandan, Sarajevo’nun maçlarını oynadığı 1984 Saraybosna Kış Olimpiyatları için inşa edilmiş olan Koševo ise kent merkezinden uzakta, maç saatleri dışında işlevsel olmayan bir konumda. Saraybosnalı gazeteci Senad Zaimović’in de tabiriyle, Sarajevo taraftarları Koševo’ya sanki tatile gidermiş gibi giderlerken, Željezničar taraftarları zaten gündelik yaşamlarında içselleştirdikleri bir stadyuma gitmiş oluyorlar. Mekan algılamasındaki bu farklılık, kimlik oluşumunda da etkisini gösteriyor. Bu arada, belirtmekte fayda var: Bizde olduğunun tersine, Saraybosna’da gündelik yaşamda takım kaşkollarıyla, formalarıyla ortalıkta dolaşan gençleri görmeniz neredeyse imkansız. Bunun nedeni, futbol taraftarlığına hemen hemen tüm Balkan ülkelerinde olduğu gibi Bosna-Hersek’te de hala “işsiz güçsüz, serseri takımı”nın uğraşı olarak bakma eğilimi hakim. Bu bakışın oluşmasında en büyük pay stadyumlarda yaşanan “ateşli” görüntüler.

24 Mart akşamı Oslo’daki Ullevaal Stadyumu Bosna-Hersek taraftarlarının meşale yağmuruyla adeta bir yangın yerine dönmüştü. Kameraların ara ara gösterdiği Norveçli taraftarlar yüzlerini ekşiterek bu barbarca görüntüye bakıyorlardı. İçlerinden geçeni okuyor gibiydim: “Allah’ın cezası Balkanlılar, burayı da memleketinize çevirdiniz!”. Oslo’daki olaylar kendiliğinden gelişmemişti. Maçın 35 dakika durmasını sağlayan ve NFSBiH’in protesto edildiği gösteri BH Fanaticos isimli bir taraftar grubu tarafından örgütlenmişti. Peki kimdir bu “BH Fanaticos”?

Bosna-Hersek futbolunun en özgün yönlerinden birisi de İskoçya’dakine benzer bir şekilde ulusal takımın da taraftar grubuna sahip olması. BH Fanaticos’un kuruluşuna ön ayak olanlar genelde diasporadaki Bosnalılar. Savaş sırasında göç etmiş olan Bosnalılar’ın çekirdeğini oluşturduğu BH Fanaticos’un, çoğu İskandinav ülkelerinde olmak üzere, birçok ülkede yıllık aidatını düzenli olarak ödeyen toplam 3000 kadar üyesi var. Bu üyelerin sadece 370’i Bosna-Hersek’ten ve öğrendiğimiz kadarıyla geçtiğimiz ay içinde Saraybosna’da antropolojik araştırma yapmaya gelen bir Türk akademisyen aidatını ödeyip üye olmuş gruba. BHF’nin yönetimi İsveç’te. BHF Bosna sorumlusu Dişçilik Fakültesi öğrencisi Nizar Altinawi bu durumun Bosna’daki BHF üyeleri için bir rahatsızlık yaratmadığını, işbölümünün çok iyi yapıldığını, taraftar gruplarındaki genel görünümün aksine BHF üyelerinin eğitim seviyelerinin yüksek olduğunu ve bu tarz sorunların gruplarında olmadığını belirtiyor.

2000 yılında kurulan BH Fanaticos özellikle Bosna-Hersek ulusal takımının yurtdışındaki maçlarında oldukça etkin. Nizar sadece yakın ülkelerdeki maçlara Bosna’dan katılım olduğunu belirtiyor. Örneğin Kişinev’deki Moldova maçına sadece Bosna’daki BHF üyeleri gitmiş. Moldova deplasmanının masraflarının yarısı diaspora tarafından karşılanmış. BHF’nin iktisadi açıdan işleri sıkı tuttuğu her halinden belli. Öyle ki, 22 Nisan 2007’de Saraybosna’da "Ljubica Ivezić" yetimhanesinde çıkan ve beş bebeğin hayatını kaybettiği yangın BHF’yi harekete geçirmiş. Şu sıralar yetimhaneye yardım toplamakla meşguller.

Saraybosnalı gazeteci Boro Kontić BHF’nin özellikle diasporadaki Bosnalı gençler için bir kimlik göstergesi olduğunu, kendilerini anavatana bağlayan bir araç olduğunu söylüyor. BHF sadece Boşnakları kapsamıyor. Üyeler arasında Bosnalı Sırp ve Hırvatlar da var. Fakat, şunu da eklemek gerekiyor: BHF’ye Bosna-Hersek’teki Sırp Cumhuriyeti’nden (RS) katılım yok. BHF’deki Sırplar Saraybosna, Tuzla, Zenica gibi Bosna-Hersek Federasyonu içinde yer alan bölgelerden geliyorlar. BHF sadece yurtdışında BiH ulusal takımı için verdiği destekle değil, NFSBiH ile yıldızının bir türlü barışmamasıyla dikkat çekiyor. www.bhfanaticos.com sitesinde yayınladıkları “Rat Savezi” (NFSBiH’e Savaş) başlıklı manifestoda da bunu açıkça ifade ediyorlar ve NFSBiH’in baştan aşağı yenilenmesini temel amaçları olarak ortaya koyuyorlar. Bunun için temel gerekçeleri ise şu anda NFSBiH’in yöneticilerinin siyaset kökenli olduğu, hiçbirinin futbol kökenli olmadığı. Dahası, NFSBiH yöneticilerini ulusal takımda oynayan futbolculardan haraç almakla suçluyorlar. Aynı nedenden dolayı şu anda BiH’in yurtdışındaki futbolcularından bir kısmı ulusal takımda oynamayı reddediyor. Nizar futbolu bırakan Elvir Boliç’i menejer, Barbarez’i ise teknik direktör olarak görmek istediklerini söylüyor. Özellikle Barbarez sadece BHF üyeleri arasında değil, Bosna’daki tüm futbolseverler tarafından ilah olarak görülüyor. Mostarlı olan ve Sırp-Boşnak bir aileden gelen Barbarez sadece oynadığı futbolla değil, Bosna’ya kendini adamış olmasıyla da taraftarların gönlünde taht kurmuş durumda. NFSBİH’in başkanlık divanının Yunanistan’a 0-4’ lük kaybedilen maç sonrasında “Ama 250.000 Avro para kazandık” şeklinde açıklama yapan Boşnak üyeye, BiH ulusal takımını sadece Türkiye’ye karşı oynadığı maçta destekleyeceğini söyleyen Sırp üyeye, Dünya kupasında ailece bayrak ve formalarla Hırvatistan ulusal takımını desteklemekten ve bunu kamuya göstermekten çekinmeyen Hırvat üyeye sahip olduğunu düşünürsek “adanmışlık” Bosnalı taraftarlar için oldukça önemli. “Frenkie & King Mire” tarafından seslendirilen ve BHF marşı olarak adlandırabileceğimiz “Rat Savezu” başlıklı şarkıda da belirtildiği gibi:

Kraljice Bosno nemoj se vise bojat'

(Bosnam, kraliçem, korkma artık)

mi smo tvoj stit i necemo te prodat'

(Senin koruyucu kalkanınız ve seni satmayacağız)

Oslo’da çıkan olaylar sonrasında NFSBiH 36,600 Avro tutarında bir ceza aldı. Bosna-Hersek’in bundan sonraki ilk maçı Türkiye ile. Nizar bireysel olarak bu maça geleceklerini ama BHF olarak maçı boykot edeceklerini belirtiyor. Maçı kim kazanır diye soruyorum. “Bizim kazanmamız lazım Türkiye ile beraber gruptan çıkabilmemiz için” diyor. BHF üyesi olan bir TC vatandaşı olarak maçı zaten “bizim” kazanacağımızı bilerek gülümsüyorum.

Yazının "pdf" (acrobat reader) formatlı "taslak" halini görmek için:

http://rapidshare.com/files/68617481/bosna.pdf

(siteyi açtıktan sonra gelen sayfanın en sonundaki “free” kısmını tıklayın. Yeni açılan sayfada hiçbir yere dokunmadan yaklaşık bir dakika bekleyin. Yeni açılan sayfada “here” yazan yere yukarıdaki harf ve rakamlardan oluşan kodu yazın ve yanındaki tuşa tıklayın.)