Bir antropolog neden Bosna futbol kültürüne ilgi duyar? Cevabı burada.

For English: Click here


Karadağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karadağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2014 Perşembe

FK MLADOST PODGORICA (ya da Depedöğen Gençlik Ayaktopu Derneği, eski adıyla OFK Titograd, ya da FK Mladost Titograd)

(5 Nisan 2014, Cumartesi / Podgorica)

FK Mladost bir Bosna takımı değil, Karadağ takımı. Fakat sanıyorum Bosna futboluna ilgi duyan futbolseverlerin, futbol kültürü severlerin de ilgisini çekecektir. Nitekim her iki ülkenin de siyasî, tarihî ve daha da önemlisi kültürel birçok ortak noktası var ve özellikle futbol kültüründe baskın olan Yugoslav mirası iki ülkenin ortaklaştığı en önemli nokta.
Çemovsko Polje arkasındaki "depeler".
…
Karadağ, ülkenin büyüklüğüyle karşılaştırdığımız zaman başarılı bir ulusal futbol takımına sahip. FIFA 2014 grup elemelerinde 15 puanla gruplarında İngiltere ve Ukrayna’nın ardından üçüncü olmuş. Gruptaki diğer takımlar ise Polonya, Moldova ve San Marino. Ulusal takımdaki oyuncuların neredeyse tamamı yurt dışında oynuyor ve Karadağ Ligi’nde oynayan bir iki oyuncu, ulusal takımın sürekli oyuncusu değil. Nitekim Karadağ Ligi UEFA sıralamasına göre Avrupa’nın “kalitesiz” liglerinden biri. Geçtiğimiz sezon UEFA sıralamasında bir sıra atlayarak 43.lükten, 42.liğe yükselmişler. Bir üstlerinde İzlanda, bir altlarında ise Lihtenştayn var.

Bundan altı sene önce Sivasspor UEFA Kupası ikinci ön eleme maçlarında Karadağ’ın Grbalj takımıyla eşleşmişti. Sivas kendi evinde 1-0 galip gelmişti, ama Grbalj Karadağ’da Sivas’a adeta kök söktürmüştü.  O zamanlar Lig TV için Sivas’ın rakibi hakkında iki yazı kaleme almıştım. Dileyenler buraya ve buraya tıklayarak yazılara bakabilir.

O zamanlar hariçten, daha doğrusu “çevreden” gazel okumuştum, bu sefer ise oldukça farklı ve keyif aldığım bir deneyim sonrası bu yazıyı kaleme alıyorum.
…
Seneler önce, belki de 20 sene önce Kız Basketbol Takımı’yla Türkiye’de isim yapmış, benim de bir dönem yüzme takımında kulaç attığım Botaşspor bir de futbol kulübü kurmaya karar vermişti. Kız basketbol takımının kuruluş sürecinde olduğu gibi futbol kulübünün de ilk oyuncuları Botaş’ın çalışanlarının çocuklarıydı. 1987’de Adana’dan taşınmış olmamıza rağmen her yaz ve kış, toplamda senenin neredeyse bir ayını Adana’da, Botaş’ta geçirirdim. Her genç erkek gibi ben de Akdeniz güneşi yakıcılığını kaybetmeye başlarken spor tesislerinde futbol oynardım. O dönem, arada yeni yeni kurulan Botaşspor’un futbol takımının antrenman maçlarını da izlerdik.

Takımda bir oyuncu vardı. İsmi anonim kalsın, Orhan diyelim. Orhan iyi oynuyor, yüreğiyle oynuyor. Ama bazen kendini kaptırıp sorumlusu olduğu alandan uzaklaşıyor. Sami Hoca kızıyor. Orhan’a sesleniyor: “Orhaaaan”. Orhan duymuyor. Sami Hoca daha yüksek sesle sesleniyor. Orhan oralı değil. Sami Hoca bağırıyor. Yok! Sami Hoca avazı çıktığı kadar bağırıyor: “Lan Orhan, kime diyommm!”. Orhan en sonunda dönüyor: “Ne var a. koyum?” Sami Hoca sakinleşiyor ve hafif bir tonla: “Ben sana gösterecem!”

Seneler sonra Karadağ’ın başkenti Podgorica’da benzer bir sahne beni bu anılara götürüyor…
FK Mogren Budva başkent takımı FK Mladost Podgorica’ya karşı deplasmanda oynuyor. Mogren’in yakışıklı bir sağbeki var. Fena da oynamıyor. Müdahaleleri yerinde, yer tutuşu iyi ama lakayıt. Eli sürekli şortunda. Habire aşağı doğru çekiştiriyor ki düşük belli olsun, “trendy” görünsün. Teknik direktörü deli ediyor. Teknik direktör sesleniyor: “Jovan!” Jovan oralı değil. Teknik direktör bir daha sesleniyor: “Jovaaan”. Jovan bariz bir biçimde duymazlıktan geliyor. Teknik direktör ses tellerini yırtıyor: “JOVAAAANNNN”. Nihayetinde Jovan dönüyor: “Jebote Jovan” (Hay Jovan’ını .keyim) Teknik direktör sessizce yedek kulübesine çekiliyor.

Beni yıllar önceki bir anıya götüren bu anekdot gerçekleştiği sırada Mogren deplasmanda 1-0 öndeydi. Daha sonra Mladost 3-1 öne geçti ve maç 3-2 bitti. Soyunma odasında Jovan’la teknik direktör arasında nasıl bir muhabbetin geçtiğini ise bilmiyorum.
…
Karadağ'ın komşuları ve dağlık, sarp topografik yapısı.
(Kaynak: freeworldmaps.net)
Karadağ küçük bir ülke. Konya ilinin yarısından bile daha küçük. Ama mesafeler uzun. Adına yakışır bir biçimde, Karadağ’ın her tarafı yalçın dağlarla çevrili. 

Karadağ Spor Akademisi’nin düzenlediği konferansa gitmek için Saraybosna’dan otobüsle yola çıktığım anda bile nostaljinin peşimi bırakmayacağını biliyordum. Bir gece önceden otobüs firmasının web sitesinde, firmanın filosunun 1990’ların başında Türkiye’de üretilen O303’lerin şehirlerarası, hatta uluslar arası yollarda hala kullanılıyor oluşuna şaşırmıştım.


Sabah otogara gittiğimde ise bir sürpriz beni bekliyordu. Saraybosna’dan Podgorica’ya yedi saatlik yolu otobüsle değil, yine 1990’larda Türkiye’de Otoyol tarafından üretilen bir Iveco midibüsle gidecektim!

Uzun zamandır Balkanlardaki mesafeleri kilometreyle ölçmüyorum. Öyle yaptığınız zaman minik sürprizlerle karşılaşabiliyorsunuz. Örneğin, yedi saat süren bu yolun sadece 250 kilometre olması beni şaşırtmamıştı.

Yolu bu kadar uzatan kullanılan vasıta değil sadece. Yol Karadağ’ın isminin hakkını veriyor. Yalçın dağların arasında kıvrıla kıvrıla giden bir yol. Ama ne manzara! 

Piva nehri vadisinde kıvrıla kıvrıla uzayan Podgorica-Saraybosna yolu.

Yol üzerinde ard arda tüneller.

Karadağ’ın genel topografyasının aksine, Podgorica bir ovada kurulmuş. Podgorica zaten “Gorica Dağı’nın aşağısı” anlamına geliyor. Karadağ ne kadar dağlıksa, Podgorica da o kadar düzlük. Ama etrafı hep dağlık.

Podgorica’nın nüfusu 170 bine yakın. Ama başkent! Zaten ülkenin nüfusu hepi topu ancak 650 bin. Gezi rehberlerine göre Podgorica boşu boşuna gidilmemesi gereken bir kent. Tito dönemine kadar hiçbir önemi yokmuş. Nüfusu 10-15 bin civarındaymış. Tito döneminde nüfusu artmış. Zaten kentin Yugoslavya dönemindeki ismi Titograd. Yani Titokent.

Osmanlılar buraya Depedöğen ismini vermiş. Karadağ'ın tamamına egemen olamayan Osmanlı, ancak ovalık bölgelere egemen olabilmiş ve muhtemelen o nedenle "tepeleri" buradan "döğebilmiş". Podgorica Karadağ’ın turist merkezlerinin gölgesinde kalmış. Budva, Kotor, Herceg Novi gibi sahil boyundaki tarihî kentlerin yanında Podgorice’nin esamesi okunmuyor. Podgorica’da deniz yok, gece hayatı yok, saat 23:00’ten sonra hayat bitiyor ve tabii ki Podgorica’yı da ancak bir Ankaralı sevebilir.

Podgorica sevilmeli. “Karadağ’a gittim” diyebilmek için Podgorica’ya da gidilmeli, hatta Podgorica’dan ya Bosna’ya ya da Sırbistan’a o yalçın dağların arasından o eski püskü otobüslerle yolculuk edilmeli, sonra da “Ben gerçekten Karadağ’a gittim” diyebilmeli.
…
Sempozyumun son günü Karadağ Üniversitesi katılımcılar için bir araç sağlamış. Merkeze 15 kilometre uzaklıkta tarihî bir manastır varmış. O tarihî tapınağa gidilecekmiş. Ama şu tesadüfe bakın ki, aynı saatlerde Podgorica’da bir de maç var. Futbolseverin tapınağı bellidir. Ne yalan söyleyeyim, bir ara maça gitmekle geziye katılmak arasında ikilem yaşamadım değil. Geçenlerde fark ettim ki, uzun zamandır benim için bir kenti tecrübe etmenin en önemli unsurları kentin futbol yaşamı ve gastronomik zenginlikleriyle sınırlanmaya başladı. Yavaştan bu eğilimi değiştirmeyi düşünmüyor değilim. Belki damak tadından vazgeçebilirim ama futbol tedavi edilmesi çok zor bir illet. İşin doğrusu, daha Saraybosna’deyken bile Podgorica’da o hafta sonu oynanacak maçları not almıştım.

Sempozyum katılımcıları tarihî manastıra doğru yol alırken ben de Stari Aerodrom (eski havaalanı) diye bilinen Çemovsko Polje’deydim (Çemovsko Ovası). 

On iki takımlı Karadağ Birinci Ligi’nde onuncu sıradaki 23 puanlı FK Mladost Podgorica, on birinci sıradaki 22 puanlı FK Mogren Budva’yla oynayacak. Podgorica’nın diğer takımı Buduçnost ise deplasmanda Karadağ’ın Sancak bölgesinin takımı Rudar Pljevlija’yla oynuyor. Rudar madenci demek, zaten en baştan sempati kazandırıyor. Pljevlija ise bizim hanımın baba tarafının memleketi sayılır. Buduçnost kentin “esas oğlanı”. Maçlarını öyle ovada, çayırda değil, kentin en büyük stadyumu “Podgorica Stadyumu”nda oynuyor. Buduçnost kentin ileri gelenleri tarafından desteklenmiş. Cunta lideri tarafından birinci lige çıkma hikayesi var mı bilemiyorum ama her zaman taraftar kitlesi daha fazla olmuş. Takımın renkleri lacivert-beyaz.
Beyaz yerine sarı olaymış, daha da manalı olurmuş ama kentin üvey evlat muamelesi gören takımının renginde ise “Kırmızı” var!

Asıl vurucu nokta ise “kırmızılı” takımın ismi: Mladost Podgorica, yani Podgorica Gençlik. İsminde genç var, renginde kırmızı var! Gençlerbirlikli bir Ankaralının bu takıma gönlünün kaymaması mümkün mü?

Çemovsko Polje’de Mladost’un 1500 kişilik stadyumunun hemen yanı başında Buduçnost’un antrenman sahası ve kulüp binası var. 1500 kişilik stadyum ise dolu değil. Yağmurlu bir havada maçı izlemeye gelen en fazla 150 taraftar var. 
Mladost-Mogren maçının oynandığı sahanın arkasında solda Buduçnost
tesisleri ve antrenman sahası, sağda Mladost'un tesisleri.
Mladost 1950 yılında kurulmuş. İlk kurulduğunda ismi Mladost Titograd’mış. 1960 yılında ismi OFK Titograd olmuş. (Olimpik Futbol Kulübü) 1990’da ise yine Mladost olmuş ama bu sefer Titograd’ı da Podgorica yapmışlar. Mladost’un Yugoslav Ligi’ndeki en büyük başarısı 1956-57 sezonundaki ikinci lig dördüncülüğü. Genelde ikinci ligle üçüncü lig arasında gidip gelmiş. Fakat, sadece Karadağ ve Sırbistan takımlarının katıldığı Yugoslav Ligi’nin son iki sezonunda yine ikinci ligde dördüncü olabilmişler.

2006 yılında Karadağ bağımsızlığını kazandıktan sonra da en büyük başarıları 2010-11 sezonundaki beşincilik. Minyatür Karadağ liginde bile iki sezon ikinci ligde oynamışlar.

Bu sezon kulüp, tarihinde ilk kez Avrupa’da oynamış. UEFA Europa Ligi birinci eleme turunda Macar Videoton’u, ikinci turda Slovak FK Senica’yı geçmişler. Üçüncü turda Sevilla’ya çakılmışlar: Podgorica’da 6-1, İspanya’da 3-0 yenilmişler. Bu sezon ise küme düşmemeye oynuyorlar.

Bu maç adeta altı puanlık bir maç. Kaybederlerse rakip Mogren’in iki puan altına düşecekler, kazanırlarsa Mogren’le puan farkları dörde çıkacak.

Maçtan önce kulüp binasının etrafını dolaşırken eski bir Mladost oyuncusuyla tanışıyorum. Biraz “futbol muhabbeti” yapıyoruz. Gençliğimin efsanesi Dejan Saviçeviç’i soruyorum. 1991 yılında UEFA Kupası’nı kazanan kazanan efsane Kızılyıldız’ın efsane oyuncusu bağımsızlığından bu yana Karadağ Futbol Federasyonu’nun başkanı.

Oğlunun şu an Mladost’ta oynadığını ve muhtemelen Dejan Saviçeviç’in de maçı izlemeye geleceğini söyleyince içim ürperiyor. Nasıl ürpermesin! Önce Kızılyıldız’da, sonra Milan’da oynadığı yıllarda gözümü kırpmadan izlediğim, hatta Championship Manager’ın ilk versiyonlarında, yani sadece İtalya Ligi’nin olduğu versiyonlarında Saviçeviç aşkına Milan’la oynadığım yılları unutmak mümkün mü? Seneler sonra Saviçeviç’le tanışmak ne büyük mutluluk olacak!

İşte efsane Saviçeviç'in efsane driplingleri:


Saviçeviç'in hafızalara kazınan Zagreb röportajından bir bölüm:

Bunu duyar duymaz VIP tribünün yolunu tutuyorum. Ne yapıp edip Saviçeviç’le tanışacağım. VIP tribününe girmem zor olmuyor. Bir kulüp görevlisi yolumu kesiyor: “Nereye?” Kendi dilini konuşmamın sempatikliğine güvenip “Yağmur yağıyor, burada izleyebilir miyim?” diyorum. “Nerelisin?” diyor. “Türküm ama Saraybosna’da yaşıyorum.” Muhtemelen sık rastlanılan bir durum değil. VIP tribünündekilere sesleniyor: “Orada bir Türk’e yer var mı?” VIP tribünü camiası şaşırmış vaziyette “Gelsin” diyorlar. Ama ne VIP tribünü! Sanki Gençlerbirliği’nin “ihtiyarlar” tribünü. Necdet Abi, Hamdi Reis, Ozan Abi ayarında futbolkolik ağabeylerin arasında yerimi alıyorum.
Mladost "ihtiyarlar" tribünü
Bunlar da bizim ihtiyarlar... 
Daha önce kısa bir internet taraması yapıp, Mladost taraftarlarının kendilerine “Romantiçari” (Romantikler) dediklerini öğrenmiştim. Amcalardan birine;  “Siz Romantiçar mısınız?” diye sorduğumda yanıt çok açık: “Bilmem, karıma sorman lazım”.

İhtiyarlar tribünü meraklı. Bir sempozyum için Karadağ’a gelmem doğal, ama bu maçı izlemek için yağmurlu bir havada Çemovsko Polje’ye gelmiş olmam pek inandırıcı gelmiyor. Beni bir “scout”, futbolcu simsarı zannediyorlar. Zorlukla da olsa anlatıyorum derdimi. Bu arada yağmur yavaştan diniyor ve VIP tribünün sağındaki ve solundaki tribünler de hafiften dolmaya başlıyor. Toplam 150-200 kişilik taraftar kitlesi futbolcuları rahatsız etmeyi sevmiyor anlaşılan. Maç boyunca sessiz kalmayı tercih ediyorlar.

Belki tezahürat yapmıyorlar ama hepsi pürdikkat maça odaklanmış durumda. Ben de her zaman yaptığımdan farklı olarak, maçı izleyenleri izlemektense, maçın kendisini izlemeye karar veriyorum.

Mogren ilk başlarda maça ağırlığını koyuyor. Saha buram buram Yugoslav ekolü kokuyor. Defansta top çevirip diyagonal paslarla rakip kaleye saldıran futbolcular topu kaybettikleri anda rakibi yere indirmekten çekinmiyor. Avrupa’nın belki de en kalitesiz liginde düşmemek için oynayan bu iki takım da kıran kırana bir maç oynuyor. Ama sahada futbol ahlakına aykırı bir şey yok. Gencecik topçular topa hakim olabilmek için bedenlerini ve kafalarını ortaya koyuyorlar. Fakat Mogren oyuncuları daha istekli. Öğreniyorum ki, Mogrenliler uzun zamandır ücret alamıyorlarmış. Kulübün çok ciddi maddî sıkıntıları varmış.

Maçın başlarında defansta çok iyi top çeviren Mogrenliler, Mladost’un kendileri kadar istekli oynamadıklarını görünce yavaş yavaş blok halinde ileri çıkmaya başlıyor. 16 sırt numaralı sol bek Luka Pejoviç Mogren’in hızlı çıkışlarının kilit adamı rolünde. Zaten takımın en tecrübelisi de o. 29 yaşında ve Karadağ Milli Takım kariyeri olan bir oyuncu.

Maçın ilk yarısında Mogren oynadığı oyunla daha çok göz dolduruyor ama Mladost’un 9 numaralı oyuncusu da yavaş yavaş dikkatimi çekiyor. Nadir gelişen Mladost ataklarında bu genç çocuk tek başına Mogren defansını oldukça yoruyor. Taraftarlardan 9 sırt numaralı Stefan Mugoşa’nın takımın en iyi oyuncusu olduğunu öğreniyorum. 22 yaşındaki genç oyuncunun Karadağ 21 yaş altı ulusal takımında beş maçta üç golü var. (1) 15 Ekim 2013 tarihinde Karadağ’ın Moldova’ya kendi evinde 2-5 yenildiği maçın yedek kadrosunda da yer almış. FM müptelalarının bildiği ifadeyle AMC (attacking midfield center) yani hücuma yönelik orta saha oyuncusu Mugoşa maç içinde kendinden emin, mütevazı davranışlarıyla da dikkat çekiyor. “Zeki, çevik ve ahlaklı” bir oyuncu intibası yaratıyor. Meşhur Kızılyıldız Mugoşa’yı yakından takip ediyormuş ama Belgrad’ın efsane kulübü şu sıralarda maddi sorunlarla boğuşuyor.

Ve işte Mugoşa:



Mladost’ta dikkatimi çeken bir oyuncu da 2 numaralı formayı terleten Radule Zivkoviç. Mladost’un sağbek oyuncusu bana Beşiktaş’ın efsane sağbeki Takoz Recep’i hatırlatıyor. Oyun stili, rakip forvetleri takibi ve ayağına topu aldığı zaman Allah ne verdiyse topun dibine abanarak topu kendi ceza alanı dışına göndermesiyle ve az biraz da Karadağlı diğer futbolculara nazaran daha kısa boyu ama İrlandalı boksörlere benzeyen sağlam fizik yapısıyla…

Mladost’un futbolseverlerin odağındaki oyuncusu ise 10 numaralı formasıyla Vladimir Saviçeviç. Efsane oyuncu Dejan Saviçeviç’in oğlu. Taraftarlara soruyorum: “Gerçekten iyi oynuyor mu, yoksa babası sayesinde mi ilk on birde?” diye. Gerçekten iyi olduğu yanıtını alıyorum ama yine de sahada varlığına şahit olamadım.

Mogren ikinci yarıya da hızlı başlıyor. 56. dakikada net bir gol pozisyonu bulmalarının hemen iki dakika sonrasında Milan Durisiç’in ayağından bir gol kazanıyorlar ve deplasmanda 1-0 öne geçiyorlar. Bundan hemen iki dakika sonra bir gol pozisyonu daha yakalıyor Mogren ama değerlendiremiyor. Bu dakikadan sonra Mogren oyuncuları yavaş yavaş maçtan düşmeye başlıyor.

Mogren’in 15 numaralı sağ-beki de dikkat çeken bir performans gösteriyor. Yerinde müdahaleleri var, iyi yer tutuyor. Oyuncunun ismi, yukarıda zikrettiğimiz Jovan Baoşiç. Jovan kritik hamleler yaptıkça havalara giriyor. 19 yaşındaki Jovan kariyerinin başında ama havalara girdikçe oyundan düşmeye başlıyor.

İkinci yarıda ise neredeyse varlık gösteremiyor ve Mogren’in sağ kanadı Mladost oyuncuları için adeta “koridor”a dönüşüyor ve bir ara teknik direktör Jovan’a sesleniyor; “Jovane, hoçeş li kafu?” Yani “Jovan, kahve de ister misin?” Teknik direktör ve Jovan arasındaki muhabbet bu noktadan sonra kopuyor zaten.

İkinci yarı güneş açıyor ve oyunculara da bir hareket geliyor. Mogren’in iyice oyundan düştüğü dakikalarda Mladost’un yıldızı Mugoşa forvet hattında iki Mogrenli oyuncunun arasından topu adeta söküp alıyor ve şık bir plaseyle 72. dakikada Mladost’un ilk golünü atıyor. Bu golden altı dakika sonra bu sefer sağdan gelen ortayı güzel bir kafa golüyle taçlandıran 1.89 boyundaki Mugoşa kafa toplarına da hakim olduğunu gösteriyor.

Mogren adeta yıkılmış durumda. Ama daha bitmedi: Mugoşa bu golün hemen bir dakika sonrasında bir gol daha atarak durumu 3-1 yapıyor! Tek başına 7 dakika içinde üçleme yaparak takımını 1-0 mağlubiyetten 3-1 galibiyete taşımış oluyor. Maçın yıldızı Mugoşa üç gol atıyor ama havalara girmiş değil. Ciddiyetini koruyor. Yine de kondisyon eksikliği göz batıyor.

Maçın ikinci uzatma dakikasında Mogren’in golcü oyuncusu Durişiç kanattan gelen bir topu ağlarla buluşturuyor ama Mogren için artık çok geç. Maç 3-2 ev sahibi Mladost’un zaferiyle sonuçlanıyor.
Maçtan en büyük beklentim gerçekleşmiyor. Dejan Saviçeviç, muhtemelen havanın yağışlı olmasından dolayı, maça teşrif etmiyor ama bu gönül Balkanlar’da bir takıma daha meylediyor. Dahası, bu küçük ülkede, mütevazı bir takıma gönül vermiş güzel insanlarla karşılaşmış, tanışmış olmanın mutluluğunu yaşıyor.

Not 1: Tam da bu blog yazısını kaleme aldığım günlerde Tanıl Bora Radikal’de “Bir Takım Kur, Az Akrepli, Bol Yengeçli Olsun” başlıklı, futbol ve astroloji ilişkisi hakkında bir yazı yazdı. Yazıdan bir alıntı: “Bizim Gençlerbirliği kadrosuysa balık dolu (Ahmet, Gosso, Nizamettin, Petroviç, Yusuf Emre). Bu mevkilerdeki balıklar için konan teşhis: Ne iş olsa yapar cinsten; çok yönlü oyuncu da olabilir, yerini bulamayıp kaybola da bilir.”
Maguşa’nın doğum tarihi ise 26 Şubat 1992. Yani bir balık burcu. Ben astrolojiye inanmam, ama “inananlar için gelsin”.

Not 2:  Yazıyı hazırladığım sırada Mladost ve Mogren 9 Nisan 2014, Çarşamba günü Karadağ Kupası yarı-final ilk ayak maçında yine Podgorica’da karşı karşıya geldiler ve Mladost yine 2-0 galip ayrıldı. Gollerden biri de Mugoşa’dan.

4 Temmuz 2008 Cuma

SİVASSPOR’UN RAKİBİ KARADAĞ TEMSİLCİSİ GRBALJ

İntertoto Kupası birinci tur karşılaşmaları sonucu Sivasspor’un Grbalj ile oynayacağı 28 Haziran, Cumartesi günki maçta Karadağ temsilcisi Grbalj’in Bosna temsilcisi Çelik’i kendi evinde 2-1 yenmesiyle kesinleşti. İlk maç Bosna’da Zenica’da oynanmış ve Çelik Grbalj’i 3-2 yenmişti. Averaj eşitliğinde deplasmanda atılan gollerde avantajlı olan Grbalj, turu geçen taraf oldu. Maçı Sivasspor antrenörü Esat Karaberberoğlu da izledi.

Sürpriz Sonuç

Rakibine göre kağıt üzerinde daha zayıf bir ekip olan Grbalj’in turu geçmesi sürpriz olarak nitelendiriliyor. Tarihinde kayda değer bir sportif başarısı bulunmayan Grbalj’in Çelik’i yenmesi şimdiye kadarki en önemli başarı olarak kabul ediliyor. Geçtiğimiz sezon da İntertoto Kupası’nı Karadağ’ı temsilen katılmaya hak kazanan Grbalj Romen “AFC Gloria 1922 Bistrita” gibi yine ismi duyulmamış bir takıma elenmişti. Çelik karşısında alınan galibiyet ve İntertoto’da bir üst tura atlama Grbalj’in tarihinde elde ettiği en büyük uluslararası başarı.

Bosna’da oynanan maçta 7. dakikada ilk golü bulmasına rağmen, kendisinden daha güçlü olan rakibinin üç golüne engel olamayan Grbalj oyun disiplininden uzaklaşan rakibine uzatmalarda bir gol atmayı başarmıştı. Bu gol Grbalj için altın değerinde bir goldü.

Karadağ’da 2500 taraftarın izlediği maça Çelik 18. dakikada genç yıldız Emir Hadziç’in ayağından kazandığı golle galip başladı. Fakat, maçın ikinci yarının başlarında 51. dakikada Grbalj’in Bosna’daki maçta uzatma dakikasındaki kritik golü atan Darko Paviçeviç’in golüyle durumu eşitledi ve Grbalj takımının tur umudunu arttırdı. Kasalica’nın 75. dakikada attığı gol de Grbalj’e turu getirdi.

Çelik’in hedefi İntertoto değilmiş!

Turun favorisi olarak gösterilen Çelik’in Grbalj’e elenmesinin yankıları sürüyor. Çelik yönetimi bu sezon asıl hedefinin Bosna-Hersek şampiyonluğu olduğunu açıklasa da taraftarlar açısından bu açıklama pek inandırıcı gelmiyor. Bosnalı taraftarlar alınan sonuçtan futbolcuları sorumlu tutarken, özellikle Karadağ’daki maçta oyuncuların isteksiz oynamalarının nedenini maçın oynandığı gün neredeyse 40 dereceye varan hava sıcaklığına bağlıyorlar.

İlk maç Karadağda

İntertoto Kupası ikinci tur maçlarında eşleşen Sivasspor ve Grbalj ilk maçı 5 Temmuz Cumartesi günü Karadağ’da oynayacaklar. Portekizli hakem üçlüsünün yöneteceği maçın rövanşı ise 18 Temmuz Cuma günü Sivas 4 Eylül Stadyumu’nda oynanacak. Bu maçı ise Ukraynalı hakem üçlüsü yönetecek.

Sivassporlu futbolcular çok ter dökecek!

Grbalj’in maçlarını oynadığı Radonoviçi Stadyumu UEFA kriterlerine uymadığı için maç Radonoviçi’ye yaklaşık 50 kilometre uzaklıktaki Karadağ’ın en büyük ikinci kenti olan Niksiç Şehir Stadyumunda oynanacak. Niksiç Stadyumu’nda ışıklandırma olmadığı için maç yerel saatle 18.00’de (T.S.İ. 19:00) oynanacak. Gün içinde 40 dereceye varan sıcaklığın bu saatlerde de etkisini hâlâ hissettireceği, özellikle yüksek nem oranının futbolcuların performansını olumsuz yönde etkileyeceği biliniyor. Bu anlamda, Sivassporluları en çok da hava sıcaklığı ve yüksek nem oranı yoracak.

Grbalj’in oyun taktiği

Grbalj’in en önemli futbolcularından ve Karadağ’ın Avrupa kupalarındaki ilk golü atma ünvanına sahip Miloş Calas geçtiğimiz sezonun şampiyonu Zeta’ya transfer olmuş. En iyi oyuncusu ve Karadağ milli takımı defansının da bel kemiği Luka Pejoviç’i Mogren’e, iki Nijeryalısı Victor Agboh ve Kelechi Collins’i Mladost Apatin’e kaptıran Grbalj’in en büyük kaybı ise yaklaşık 800.000 Euro değer biçilen Karadağ’ın en pahalı ayaklarından, bir önceki sezon Karadağ’da en iyi futbolcu ödülünün sahibi ve bu sezon Rudar Pljevlja için ter dökecek olan Aleksandar Nedoviç.

Yaşadığı mali krizden dolayı kaybettiği futbolcuların yerini dolduramayan Grbalj altyapıdan gelen futbolcularla takımı takviye etmeye çalıştı. Pekin’deki Olimpiyatlar’da Sırbistan Olimpik Futbol Takımı’nı da çalıştıran Grbalj teknik direktörü Neboyşa Vignyeviç genç yeteneklerle çalışma konusunda hayli deneyimli. Maçlarını genellikle tek forvetli 4-5-1 taktiğiyle oynayan Grbalj orta sahada topa sahip olmaya yönelik oyun sisteminde gole dönük orta saha oyuncularıyla sonuca gitmeye çalışırken kendinden daha güçlü olan takımlara karşı kontraatak futbolunu tercih ediyor. Defansta Dragiçeviç, Boyoviç, Petroviç, Gruyiç dörtlüsü, orta sahada Maziç, Videkaniç, Boşkoviç, Kasalica ve Franciskoviç beşlisiyle oynayan Grbalj tek forveti Paviçeviç’in bireysel yeteneklerine güveniyor. Kasalica ve Franciskoviç ortasahadan sık sık ileriye çıkıp gol yollarını zorlayan futbolcuları. Avrupa’nın en uzun boylu halkı olan Karadağlılar fizik üstünlüklerini Yugo ekolünün mirası olan üstün teknik kapasiteyle birleştirip genç ve hızlı oyuncularıyla sürpriz sonuçlar yaratabiliyor. Grbalj de özellikle sıcak havada oyunu yavaşlattıktan sonra hızlı ataklarla sonuca gitmeyi düşünecek.

30 Haziran Pazartesi günü basına bir demeç veren teknik direktör Vignjeviç, Sivasspor’un favori olduğu turda Çelik’e yaptıkları tarzda bir sürpriz yapıp Grbalj’in turu geçen taraf olacağını iddia etti.

(Yazı aynı zamanda Lig TV'nin internet sitesinde yayınlanmıştır. Tıklayınız)

27 Haziran 2008 Cuma

SİVASSPOR'UN İNTERTOTO'DAKİ RAKİBİ KARADAĞ YA DA BOSNA'DAN

İntertoto’daki temsilcimiz Sivasspor’un rakibi Bosna temsilcisi Čelik’in Karadağ takımı Grbalj’la 28 Haziran günü T.S.İ. 18:30’da Niksiç Şehir Stadyumu’nda oynayacağı ön eleme ikinci ayak maçı sonrasında belli olacak. Geçtiğimiz Cumartesi günü (21 Haziran) Zenica Bilino Polje Stadyumu’nda oynanan ilk maçta ev sahibi Čelik takımı Grbalj’i 3-2 yenmişti. Maça hızlı başlayan Grbalj yeni transferi Marko Kasalica’nın 7. dakikadaki golüyle öne geçmeyi başarmıştı. Fakat maçın geri kalan kısmında daha güçlü olan rakip karşısında 30. dakikada Čelik orta saha oyuncusu Mahir Kariç’in golüne engel olamadı. Maçın ikinci yarısında 59. dakikada Yunan hakem penaltı noktasını gösterdi ve Čelik’in skorer oyuncusu Emir Hadziç’in penaltıdan attığı golle Čelik öne geçen taraf oldu. Kırmızı Siyahlı ekipten oyuna ikinci yarıda giren Zoran Novakoviç’in 77. dakikada attığı golle farkı arttıran Čelik bu dakikadan sonra daha rahat bir oyun oynamaya başladı. Uzatma dakikalarında kontra ataktan Darko Paviçeviç’in ayağından bir gol bulan Grbalj farkı bire indirdi.

YUGO EKOLÜ MİRASI

Birçok futbol otoritesinin hemfikir olacağı bir nokta, eğer dağılmasaydı Yugoslavya’nın futbolda Avrupa’nın en güçlü ülkeler arasında yer alacağıdır. Tuna Ekolü diye bilinen ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde Macaristan, Çekoslovakya ve Yugoslavya gibi ülkelerin dünya futbolunda fırtına gibi estiren üstün top tekniğine dayalı Tuna Ekolü, 1950’li yıllarda kondisyon ve takım oyununa da verilen önemle bu ülkeleri Avrupa ve Dünya futbolunda yenilmez kılmıştı. Özellikle fiziksel performanstaki artış, futbolcuların aynı zamanda birden çok spor dalıyla ilgilenmesiyle birebir bağlantılıdr. Siyasi olarak diğer Doğu Avrupa ülkelerinden farklı bir “sosyalist” model izleyen Yugoslavya adeta bir futbolcu fabrikasıydı. Bazı kısıtlamalar olsa da yine de o dönemde Yugoslav futbolcular Avrupa transfer pazarında önemli bir yerdeydi. Ülkenin gelişkin spor altyapısı bu pazarı besleyebilecek kaynaklara sahipti. Türkiye’de de sıkça rastlanılan “Yugo”lar bunun bir örneğidir.

Yugoslavya ulusal futbol takımı, farklı etnik gruplardan oyuncuları barındırmasıyla aynı zamanda ülkenin “birlik” ruhuna da hizmet etmekteydi. Fakat, futbol aynı zamanda Yugoslavya’nın bölünmesinde de önemli bir rol oynadı. Başta Kızılyıldız-Dinamo Zagreb (Sırp-Hırvat) rekabeti olmak üzere Yugoslavya’nın farklı cumhuriyetlerindeki taraftar grupları ülkedeki çatışmalarda etkin rol oynadılar. Yugoslavya’nın dağılması Yugoslav futbol okulunun da tarihe gömülmesine yol açtı. Fakat, yine de 1991’de Yugoslavya tam da dağılmanın eşiğindeyken Kızılyıldız UEFA kupasını kaldırma başarısını göstermişti. 1991-1995 yılları arasında yoğun olarak yaşanan çatışmalar sonrasında iktisadi krizlerle de boğuşan eski Yugoslav ülkelerinde durum yavaş yavaş düzelmeye başladıkça futbol da yeniden uyanmaya başladı. Hırvatistan ve ardından Slovenya’nın uluslararası arenada gösterdikleri başarılara Bosna-Hersek, Makedonya ve Sırbistan’ın “sağı solu belli olmayan” rakipler olarak Avrupa’nın belli başlı takımlarını bile ürküttüğü bilinmektedir. Bu ülkelere bir yenisi eklendi: Karadağ.

KARADAĞ FUTBOLU

İki sene önce bağımsızlığını ilan edip Sırbistan’dan ayrılan 650 bin nüfuslu küçük bir ülke olmasına rağmen, Karadağ futbolda önemli başarılar elde eden Yugoslavya’da futbolcu fabrikası olarak biliniyordu. 1991 yılında UEFA kupasını kaldıran Kızılyıldız kadrosunda yer alan, daha sonra da AC Milan’da senelerce başarılara imza atmış olan Saviçeviç’in yanı sıra, Juventus’un efsanevi oyuncusu Predrag Miyatoviç ve seksenli yıllarda Beşiktaş’ta oynamış olan Kovaçeviç ve Galatasaray’ın efsane kalecisi Simoviç’in de memleketi olan Karadağ iki senedir kendi bağımsız ligine sahip. Menejerliğini Dejan Saviçeviç’in yaptığı Karadağ Ulusal Takımı oyuncularının büyük çoğunluğu yurtdışında profesyonel hayatına devam ediyor. :

Mladen Bozoviç (kaleci): Partizan / Sırbistan

Srcan Blaziç (kaleci): Levadiakos / Yunanistan

Darko Bozoviç (kaleci): Partizan / Sırbistan

Vukaşin Poleksiç (kaleci): Debrecen / Macaristan

Milan Jovanoviç (defans): Cluj / Romanya

Savo Paviçeviç (defans): Voyvodina / Sırbistan

Radoslav Batak (defans): ANKARASPOR / TÜRKİYE

Jovan Tanesiyeviç (defans): Dinamo Moskova / Rusya

Dejan Ognjanoviç (defans): Estoril Praia / Portekiz

Elsad Zverotoviç (defans): FC Wil / İsviçrre

Vlado Yekniç (defans): Wiesbaden / Almanya

Risto Lakiç (defans): Partizan / Sırbistan

Simon Vukçeviç (orta saha): SPORTİNG LİZBON / Portekiz

Igor Burzanoviç (orta saha): Kızılyıldız / Sırbistan

Mitar Novakoviç (orta saha): OFK Belgrad / Sırbistan

Nikola Drinçiç (orta saha): Amkar Perm / Rusya

Vladimir Bojoviç (orta saha): Rapid Bükreş / Romanya

Branko Boşkoviç (orta saha): Rapid Viyana / Avusturya

Milorad Pekoviç (orta saha): Mainz / Almanya

Corciye Çetkoviç (orta saha): Hansa Rostock / Almanya

Rade Ptroviç (orta saha): Borats Çaçak / Sırbistan

Yanko Tumbaşeviç (orta saha): Voyvodina / Sırbitan

Vladimir Vuyoviç (orta saha): Luch Energiya / Rusya

Stevan Yovetiç (forvet): FİORENTİNA / İtalya

Mirko Vuçiniç (forvet-kaptan): ROMA / İtalya

Dragan Bogavats (forvet): SC Paderborn 07 / Almanya

Milan Puroviç (forvet): SPORTİNG LİZBON / Portekiz

Radomir Calovits (forvet):Rijeka / Hırvatistan

Nikola Nikeziç (forvet): Le Havre / Fransa

Srcan Radonyiç (forvet): Odense / Danimarka

Şu ana kadar hiçbir uluslararası resmi turnuvaya katılmamış olan Karadağ 2010 Dünya Kupası’na katılabilmek için İtalya, Bulgaristan, İrlanda, Gürcistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’yle birlikte 8. Grupta mücadele edecek. Karadağ’a pek şans tanınmasa de özellikle evinde oynayacağı maçlarda Avrupa’nın önemli kulüplerinde oynayan uluslararası deneyime sahip oyuncuları rakip takımlara kök söktürebilir. Bir çok yıldız oyuncunun yurtdışında oynadığı Karadağ’da Birinci Lig’in tartışmasız en önemli takımı olan Zeta eski günlerini arıyor. Adını Karadağ’ın antik dönemdeki coğrafi ismine borçlu olan “Zeta”, 1927 yılında kurulmasıyla Karadağ’ın ilk futbol kulüplerinden. Kulübün 2000 yılından bu yana başkanlığını yürüten eski Yugoslav gizli servis şefi, yeni işadamı Rayo lakaplı Radoyitsa Bojoviç döneminde özellikle altyapıya önem verilmiş. Altyapıya verilen önemin meyvaları Rayo’nun başkanlığındaki dördüncü sezonda toplanmaya başlanmış ve Zeta 2004/2005 Sırbistan-Karadağ liginde Kızılyıldız ve Partizan gibi takımların ardında ligi üçüncülükle bitirmiş. Bir sonraki sezon bağımsızlığını ilan eden Karadağ’ın ulusal futbol liginin de ilk şampiyonu olan Zeta bu sezon averajla şampiyonluğu kaybetmiş.

FK GRBALJ

Eski Yugoslav liginde önemli bir başarısı bulunmayan 1970 yılında kurulan ve maçlarını 1500 kişi kapasiteli Radonoviçi Stadyumu’nda oynayan Grbalj’in ise son iki senedir İntertoto Kupası’na katılması dışında bir başarısı bulunmuyor. Geçtiğimiz sezon şampiyon Buduçnost’un 11 puan ardından ligi dördüncü sırada bitiren Grbalj bir önceki sezon da Karadağ’ı İntertoto Kupası’nda temsil etmiş ve Romanya takımı AFC Gloria 1922 Bistrita’ya ilk turda elenmişti. Deplasmanda 2-1 yenilen Grbalj kendi evinde ise ancak 1-1 berabere kalabilmişti. Deplasmanda kaybedilen maçta Grbalj’in attığı tek golün sahibi bu sezon Zeta’da oynayacak olan Miloş Calas Karadağ takımlarının Avrupa Kupaları’ndaki ilk golü unvanına sahip. Grbalj bu sezon Calas’la beraber bir çok oyuncusunu transfer sezonunda takımda tutamadı. En iyi oyuncusu ve Karadağ milli takımı defansının da bel kemiği Luka Pejoviç’i Mogren’e, iki Nijeryalısı Victor Agboh ve Kelechi Collins’i Mladost Apatin’e kaptıran Grbalj’in en büyük kaybı ise yaklaşık 800.000 Euro değer biçilen Karadağ’ın en pahalı ayaklarından, bir önceki sezon Karadağ’da en iyi futbolcu ödülünün sahibi ve bu sezon Rudar Pljevlja için ter dökecek olan Aleksandar Nedoviç. Grbalj yaşadığı mali krizden dolayı transfer sezonunda takımdan ayrılan futbolcuların yerini dolduramadı. Fizik üstünlüğe dayalı teknik bir futbol oynayan Grbalj’in Bosna’nın Čelik takımıyla oynayacağı ön eleme maçlarında favori takım olarak Bosna takımı gösteriliyor.

BOSNA FUTBOLU

Futbol, Bosna-Hersek için her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Öyle ki, Bosna-Hersek’in ilk sivil toplum örgütlerinden olan Gjergelez bir futbol kulübüydü. Bosna Futbolunun gelişim süreci Yugoslav futboluyla birebir bağlantılıdır. Bosna’daki futbol kulüplerinin büyük çoğunluğu Yugoslav Krallığı’nın kurulmasından sonra kurulmuştur. İkinci bir atılım da Tito döneminde komünist partili yerel yöneticiler tarafından yapılmış, hemen hemen her kenti temsil eden futbol kulüpleri kurulmuştur. Eski Yugoslav’ya da Sarajevo, Zeljeznicar, Čelik, Velez gibi önemli takımlarla temsil edilen Bosna, özellikle atik ve teknik kapasitesi yüksek forvet oyuncularıyla nam salmıştı. Fakat, savaş herşeyi olduğu gibi futbolu da derinden yaraladı. Şu anda Bosna ligi belki de dünyanın en politik liglerinden. Bosna’daki futbol takımlarını birbirlerinden etnik kimlikler ayrılıyor. Aynı etnik kimliğe sahip takımların birbirlerine maç “verdikleri” sıkça rastlanılan birşey. Ulusal boyutta ise, Bosna’nın en büyük sıkıntısı “Bosna-Hersek Futbol Federasyonu” (Nogotmetni/Fudbalski Savez Bosna i Hercegovinu. Bosnalılar kısaca “Savez – yani Birlik” diyorlar). Bosna’da “Savez” denildiği zaman akla yolsuzluklar, rüşvet ve benzeri şeyler geliyor. Futbolseverler geçen yılki Norveç-Bosna maçında Bosnalı taraftarların sahaya attıkları meşaleler yüzünden yarım saatkiğine durduğunu hatırlayacaktır. Bu davranışın sebebi kör bir fanatizm değildi. Maçta “Savez” protesto ediliyordu.

Aslında Bosna çok iyi oyunculara sahip. Fakat oyuncuların bir çoğu Savez yüzünden ulusal takımda oynamak istemiyor. Bosna futbolunun efsane ismi Sergey Barbarez bu isimlerin en başında geliyor. Juventuslu Hasan Salihamiciç de ulusal takımda oynamıyor. Bosna-Hersek ulusal takımı oyuncularının hemen hemen tamamı, tüm eski-Yugoslav ülkelerinde olduğu gibi, yurtdışında top koşturuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un tecrübeli file bekçisi Kenan Hasagiç’in yanısıra süper lige terfi eden Eskişehirspor da bu seneki transfer sezonunda 1,85 boyundaki Bosnalı milli defans oyuncusu Saffet Nadareviç’i renklerine bağladı. Diğer ülkelerde top koşturan Bosnalı futbolcular ise şöyle:

Veldin Muharemoviç (defans): Lokeren / Belçika

Samir Merziç (defans): Teplice / Çek Cum.

Saşa Papats (defans): GLASGOW RANGERS / İskoçya

Emir Spahiç (defans): LOKOMOTİF MOSKOVA / Rusya

Ivan Radelyiç (defans): Energie Cottbus / Almanya

Sanel Yahiç (orta saha): Aris / Yunanistan

Senad İbriçiç (orta saha): NK Zagreb / Hırvatistan

Miralem Pyaniç (orta saha): O. LYON / Fransa

Zvezdan Misimoviç (orta saha - kaptan): WOLFSBURG / Almanya

Darko Maletiç (orta saha): Partizan / Sırbistan

Seyad Salihoviç (orta saha): Hoffenheim / Almanya

Branislav Kruniç (orta saha): FC Moskova / Rusya

Elvir Rahimiç (orta saha): CSKA MOSKOVA / Rusya

Dario Damjanoviç (orta saha): Luch-Energia / Rusya

Admir Vladaviç (orta saha): Zilina / Slovakya

Zlatan Muslimoviç (forvet): ATALANTA / İtalya

Edin Ceko (forvet): WOLFSBURG / Almanya

Vedad İbişeviç (forvet): Hoffenheim / Almanya

Adnan Çuştoviç (forvet): Excelsior Mouscron / Belçika

Zelimir Terkeş (forvet): Zadar / Hırvatistan

Bilindiği gibi, Bosna-Hersek 2010 Dünya Kupası eleme grubunda Türkiye’yle birlikte. Kadrosunda çok iyi oyuncular bulunan Bosna yönetim kademesindeki sorunları giderirse grupta sürpriz yapabilecek bir potansiyele sahip. Özellikle forvet hattında hızlı ve teknik oyuncalara sahip olan Bosna, hatırlanacağı gibi geçtiğimiz Haziran ayında Türkiye’yi Saraybosna’daki maçta 3-2’lik skorla yenmişti. Türkiye’de oynanan ve Türkiye’nin 1-0 kazandığı maç ise Bosna-Hersek futbolu hakkında bizi yanıltmasın. Sadece Bosna halkı değil, Bosnalı oyuncular da iddialarının kalmadığı gruptan Türkiye’nin çıkmasını istiyorlardı. Nitekim, Avrupa Kupası maçlarından sonra Bosnalıların büyük kentlerdeki kutlamaları bunun kanıtıdır.

Bosna ligi savaştan bu yana henüz kendini toparlayabilmiş değil. UEFA Bosna ligini 2002 yılına kadar, yani Sırp, Hırvat ve Boşnak takımlarının birlikte oynadığı bir lig kurulana kadar daha önce sadece Boşnaklarla Hırvatların bir arada oynadığı ligi tanımadı. Bu ise Bosna liginin uzun süre uluslararası müsabakalardan uzak kalması sonucunu doğurdu. Bunun dışında ülke ekonomisinde yaşanan durgunluk elbette futbolu da vuruyor. Yukarıdaki listede görülebileceği gibi, futbolcular ilk fırsatta yurtdışına transfer olmaya çalışıyor. Bunun ise temel sebebi ekonomik. Futbolun beklenene kalitede olmamasına rağmen Bosna ligi çekişmeli bir görünüme sahiptir. Sırp-Hırvat-Boşnak takımları birbirleri arasında rekabet ederken Saraybosna-Zenica-Tuzla-Mostar gibi büyük kentlerin takımları da kendi aralarında kent rekabetine dayanan geleneklerini devam ettirmektedir. Bunların arasında en ön plana çıkan Zenica takımı Čelik’le Saraybosna takımları Sarajevo ve Zeljeznicar’la yaşanan rekabettir. Bu rekabette sonu ölümle bile biten kavgalar yaşanmıştır. Čelik taraftarları Bosna’da en fanatik taraftar grubu olarak bilinmektedir.

FK ÇELİK

Geçtiğimiz sene Saraybosna’ya taşınanana kadar Bosna’daki Türk Birliği’nin konuşlandığı Zenica kentinin futbol takımı Čelik’in ismi kentteki çelik fabrikasından geliyor. 1945 yılında kurulan kırmızı-siyahlı takım beş kere birinci lige çıkıp yeniden küme düşmesiyle Yugoslavya liginin “asansör” takımlarından biri olarak biliniyordu (Bosnalılar “Asansör” yerine “yo-yo” terimini kullanıyorlar). Buna rağmen toplamda 15 sene Yugoslavya birinci liginde oynayan Čelik 1972 ve 1973 yıllarında ardarda iki kere Mitropa Kup’u (Orta Avrupa Kupası’nı) kaldırmış. Alt yapısından Elvir Boliç gibi dünya çapında bir yıldız çıkarabilmeyi de başarmış olan Čelik bağımsızlıktan sonra Bosna-Hersek’teki Sırp ve Hırvat takımlarının da katıldığı karma lige kadar olan dönemde 1994-2000 yılları arasında sadece altı sezon devam eden Boşnak liginde üç kere şampiyon olabilmiş. Bu başarının ardında yatan temel unsur cepheden uzak bir bölgede bulunması nedeniyle altyapı tesislerinin 1992-1995 arasındaki savaşta zarar görmememesi. Buna rağmen 2000 yılından bu yana Čelik’in tek başarısı oldukça çekişmeli geçen 2007/2008 Bosna Premiyer Ligi’nde şampiyon Modriça’nın sadece üç puan ardından elde ettiği üçüncülük. Geçtiğimiz sezon Čelik’in filesini koruyan 23 yaşındaki genç kaleci Yasmin Buriç Bosna-Hersek’in son yıllarda yetiştirdiği en önemli yeteneklerden biri olarak gösteriliyor. 2007/2008 sezonunda en iyi onbir için seçilen Buriç çoğunluğu yurtdışında oynayan Bosnalı futbolcuların yeraldığı Bosna-Hersek Milli Takımı kadrosundaki halen Bosna liginde oynayan nadir futbolculardan birisi ve İstanbul Büyükşehir Belediye kalecisi Kenan Hasagiç’in yedeği. Fakat, kulüple para sıkıntısı yaşayan Buriç takımı terketti. Čelik onun yerine geçtiğimiz sezonun şampiyonu Modriça’nın kalecisi Bojan Tripiç’i renklerine bağladı. Čelik’in transfer sezonunda en büyük kaybı Bosna-Hersek’te oynayan en iyi orta saha futbolcusu olan Josip Lukareviç oldu. Gol yollarında yaşadığı sıkıntılarla bilinen Čelik geçtiğimiz sezon sadece 36 gol atarken, kalesinde 30 gol görmüş. Beş golle Čelik’te geçtiğimiz sezon en çok gol atan oyuncu olan Emir Hadziç takımdaki önemli oyunculardan. Genç bir takıma sahip olan Čelik’in altyapısından yetişen 20 yaşındaki orta saha oyuncusu Şerif Hasiç de geleceğin yıldız adaylarından olarak görülüyor. Daha once İskoç takımlarından Heart of Midlothian’ı satın alan Rus milyarder Vladimir Romanov’un uzun zamandır mali kriz yaşayan Čelik’i satın alacağı yönünde dedikodular dolaşsa da Bosna’daki hjenüz yerine oturmamış mali yapı yüzünden böyle bir şeyin çok zor gerçekleşeceği biliniyor. Čelik’i ayakta tutan ve belki de üçüncü olmasını sağlayan en önemli etken ise ateşli taraftarları. Yugoslavya döneminde bile en önemli on taraftar grubu yer alan Čelik taraftarlarının bu desteği Bosna-Hersek Futbol Federasyonu tarafından da biliniyor. Öyle ki, bu desteği arkasında görmek isteyen milli takım önemli karşılaşmalarını Zenica’nın 18.000 kişi kapasiteli Bilino Polje Stadyumu’nda oynuyor.

Bu haftasonu Karadağ’da oynanacak rövanş karşılaşmasını Macar hakem üçlüsü yönetecek. Maç UEFA kriterlerine uymadığı için Grbalj’in kendi stadyumu olan Radonoviçi yerine Real Sociedad’ın golcü futbolcusu Delibasiç’in memleketi, şu sıralardaysa Rus Mafyası’nın sürekli villa ve arazi satın aldığı tatil beldesi Budva’ya olan Niksiç’te oynananacak. Maç her ne kadar akşam saatlerinde oynanacak olsa da, gün içindeki sıcaklığın 40 dereceye vardığı düşünülürse, futbolcuların fiziksel olarakm zorlanacakları bir maç olacak. Zenica’daki maçta avantajı yakalayan Čelik turun favorisi olarak gösteriliyor. Čelik teknik direktörü Ivo İştuk, maçtan once yaptığı açıklamada takımda hâlâ eksikliklerin olduğunu, özellikle orta saha, forvet ve stopper mevkileri için bazı futbolcularla hâlâ görüşmekte olduklarını ama bu maça yetiştirmediklerini fakat bu sene kırmızı-siyahlı formayı giymeye başlayan golcü futbolcu Armin Kapetan’dan gayet memnun olduğunu, altyapıdan gelen Zahiroviç, Dilaver ve Duvnjak’ın da genç yaşlarına rağmen takıma olumlu katkıda bulunduklarını sözlerine ekledi.

(Bu haber aynı zamanda www.ligtv.com.tr adresinde de yayınlanmıştır)